9 Nisan 2014 Çarşamba






BAKÜ

Rüzgarın kenti

Bir kente bir çok kez gidersiniz; gidiş nedeniz iş için, bir spor karşılaşmasını izlemek için ya da sadece gezip görmek için olabilir…   
Bu kentlerin çok azı her seferinde ilk kez gidiyormuş duygusu uyandırır sizde. Bakü bunlardan biridir. Kaç kez gittiğimi tam olarak anımsamıyorum: dört kez mi, beş kez mi yoksa daha fazla mı? Her seferinde ilk kez gittiğim duygusuna kapıldım. Canlı bir organizma gibi; gün be gün değişiyor, gelişiyor…
Bakü ile ilk karşılaşmam pek hoş olmadı. Dökülen bir hava alanı terminali, bakımsız yollar, onarılacağı günü umutsuzca  bekleyen  mahzun binalar… Onca petrol gelirine karşın Bakü’nün o günkü durumu beni çok şaşırtmıştı. Hatta ilk gidişlerimden birinde bir Azeri dostuma kent hakkındaki olumsuz düşüncelerimi aktarmıştım da, Bana;
-‘’Çok kısa zaman sonra burayı tanıyamayacaksın’’ demişti.
Şehitler Hıyabanı'ndan Bakü
Gerçekten de zaman geçtikçe Azeri dostumun haklılığı ortaya çıkmaya başladı. O günlerde kalınacak doğru dürüst bir otel bile yoktu. Bu gün ise; uluslar arası otel zincirleri Bakü’de olmak için adeta yarış içindeler.
Sözün özü: İlk kez gördüğüm Bakü (2005)) ile bu günkü Bakü’nün (2013) ortak yanları sadece adları…
Geçmişe kısa bir yolculuk

Bakü’nün adı Farsaça’dan geliyormuş; rüzgarın kenti anlamında…
Tarihi konusunda kesin bilgiler yok ya da  ben bulamadım. Ama ortak kanı; buradaki yerleşimin İsa’dan sonra 3. yüzyıldan itibaren başladığı şeklinde. Bakü’de yaklaşık 2.2 milyon(2013) kişi yaşıyor. Hazar Denizi’nin batı kıyısında yer alan ve denizden bıkmadan usanmadan esen neft-petrol-kokulu arsız rüzgarla ‘’hemhal’’ olan Bakü, bugün Kafkasya’nın en büyük yerleşim yeri olmasının yanında, Azerbaycan’ın en önemli kültür, sanat,sanayi ve ticaret merkezi konumunda.
Sahil Yolu

Bakü’de nereleri gezebiliriz?

Size ilk önereceğim yer; Bakü’ye her gittiğimde mutlaka ziyaret ettiğim, şehitlerin gömülü olduğu ağaçlıklı yol anlamına gelen Şehitler Hıyabanı’dır. Şehitler Hıyabanı, Bakü’nün sırtını dayadığı, Hazar’a kuşbakışı bakan bir tepede yer alıyor. 
Şehitler Hıyabanı
Burada yatanların büyük bir bölümü 1988 yılında başlayıp, aralıklarla 6 yıl süren Dağlık Karabağ Savaşı sırasında şehit düşen asker ve sivil Karabağlı Azeriler’den oluşuyor. Granitten yapılmış her mezarda, orada yatan kişinin adıyla birlikte bir fotoğrafı da yer alıyor. İnsanda ‘’savaşa karşı savaş’’ duygusu veren bu Hıyaban’ın  Nazım Usta’nın ifadesiyle Bahr-i Hazara’a bakan uç kısmında  ise; altında yıl boyu sürekli yananbir ateşin olduğu,  mimarisi bize hiç de yabancı gelmeyen bir gümbet var.
Şehitler Hıyabanı’nın hemen girişinde ise; 1920 yılında Gümrü Anlaşması ile sonlanan Türk- Gürcü Savaşı sırasında şehit düşen Türk Askerlerine ait bir şehitlik, şehitliğin hemen karşısındaki meydanın bir ucunda ise; klasik cami mimarimizi temsil eden, Türk Diyaneti’nin yaptırdığı küçük bir de cami bulunuyor.
Şehitler Hıyabanı-TC Diyanet Camisi
Buradan birkaç yüz metre yukarıya doğru tırmandığınızda, Azeri Meclisi’nin hemen arkasındaki geniş bir caddenin üzerinde, ulu ağaçların gölgelendirdiği bir alanla karşılaşacaksınız. Acele bir kestirimde bulunup, size bir park ziyareti önereceğimi sanmayın. Burası Azerbaycan Devlet Mezarlığı.
-‘’Hayırdır inşallah, Yaşar Atilla bize Bakü’yü mü anlatacak, yoksa mezar ziyaretimi yaptıracak’ kanısına da varmayın hemen.
Biraz sabır.
Devlet mezarlığını dolaştıktan sonra bana hak vereceğinizden adım gibi eminim. Mezarlığa, iki yanında askerlerin beklediği büyük ve süslü bir kapıdan giriliyor. Mezarlıkta Azerbaycan’a şu ya da bu şekilde hizmet etmiş, şair, yazar, sanatçı, bilim insanı ve devlet adamlarının anıt mezarları var. Buraya kadar gene olağan dışı bir şey yok.
Devlet Mezarlığı
Olağan dışı olan, bu mezarlıktaki her anıt mezarın yanı başında, orada yatan kişinin büstü ya da heykeli var. Burası sanki bir açık hava heykel müzesi gibi; mezarlıktan öte bir şey… Mutlaka ziyaret edin derim. Bu arada şunu da eklemeden geçmeyeyim: Ne Moskova’daki Nazım’ın Gömüt’ünün bulunduğu Novo Devichy, ne de Paris’deki ünlüler mezarlığı Le Pere Lachaise Mezarlığı bu kadar temiz ve düzenli. Alkışım Azerilere.
Buradan sonra ilk ziyaret edeceğiniz yer Kız Kulesi olmalı(Qız Qalası). 12.  Yüzyılda denizin içinde inşa edilen 27 metre yüksekliğindeki bu kule şimdi denizden bir hayli içeride kalıyor.
Qız Qalası
Bunun iki nedeni olabilir; zaman içinde ya Bahr-i Hazar çekildi, ya da bizdeki gibi deniz doldurulunca kule içerde kaldı. Kulenin öyküsü birkaç küçük farklılıkla İstanbul’daki Kız Kulesinin öyküsü ile benzeşiyor. Öykü şöyle: Zamanın şahının güzel bir kızı var; kız bir delikanlıyı seviyor ama şah verme taraftarı değil. Çünkü adam kendi kızına aşık ve onunla kendisi evlenmek amacında. Kızını delikanlıdan ayırmak için denizin içine bir kule yaptırıp, kızı buraya hapsediyor. Delikanlı, Nazım Hikmet’in çağdaşı olsaydı ve Onun ‘’Salkım Söğüt ‘’şiirindeki

 "yaman esiyor be karayel yaman! 
      sakın özünü Hazer'in hilesinden aman! 
            aman oyun oynamasın sana rüzgâr!
 ’ 

 Dizelerini biliyor olsaydı; girmezdi belki Bahr-i Hazar’a o gece. Ama sevda bu; adamda akıl mı bırakır? İkirciklenmeden dalıyor denize; kurtarmak için yavuklusunu… Ama kolay mı Bahr-i Hazar’ın azgın dalgalarında kulaç atmak? Bir süre sonra gücü tükeniyor. Ve  Bahr-i Hazar, sevdiğinin koynunu düşleyen delikanlıyı kendi karanlık koynuna alıyor. Sevdiğinin boğulduğunu öğrenen güzel prenses de onun ardından kendini denize atıyor...
Öykü  bu; kısa ama duygusal.
 Kule’nin yapım nedenini bu trajik öyküye dayandırmayan ‘’münafıklar (!)’’ da var. Onlara göre; güya kule, hem savunma için hem de deniz feneri görevi görsün diye yapılmış. Romantizmden ve dugudan uzak kuru bir öykü.
Madem kulenin yapım öyküsü bu;  Peki adı neden kız kulesi?
El cevap: Adı deniz feneri olsaydı bu kadar ilgi çekmezdi. Trajik bir öyküyle desteklenen Kız Kulesi adı Azerilere daha bir turistik gelmiş olmalı. Ben de olsam bu adı verirdim. Ne de olsa turist sözcüğünün her ülkedeki karşılığı paradır.

İçeri Şeher-İnner City

İçeri Şeher’e birkaç giriş var. Hazır Kız Kulesi’ni ziyaret etmişken, kulenin yanındaki kapıdan İçeri Şeher’e girebilirsiniz. Burası Bakü’nün merkezinde, etrafı surlarla çevrili; taş döşeli daracık sokaklarıyla, kireç taşından yapılmış evleri, sarayları, camileri hanları ve hamamlarıyla geçmişi 12 yy’a dayanan‘’köhne-eski’’ bir yerleşim yeri. Bu günkü Bakü, İçeri Şeher’in çevresinde gelişmiş. Bir keresinde bana rehberlik eden Karabağ Gazisi Azeri şöförüm Cengiz,
İçeri Şehir
-‘’Yaşar beg  İçeri Şeher’de eyleşen qişiler özlerini Qala dışındaki Bayır Şeher’de(dışarı şehir) yaşayanlardan üstün dutarlar, onları güçük görürlerdi ‘’ demişti. Anlayacağınız İçeri Şehir’de yaşayanların burnu biraz havadaymış o zamanlar.
Şirvanlar sarayı Girişi
İçeri Şeher’in en önemli yapısı Şirvanlar Sarayı.  Burası 2000 yılında UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınmış. Saray, bugün etnografya müzesi olarak kullanılıyor. Müzeyi gezmek için bilet almanız gerekli.
Şirvanlar Sarayının dışında Cuma Camisi, Gala Minare, Buhara Kervansarayı, Gayyip Hamamı, Gasim Bey Hamamı görülmesi gerekli yerlerden bazıları. İçeri Şeher’de birçok çay bahçesi, restoran, el işi satan dükkanlar var. Bu dükkanlardan Azerbaycan’a özgü halılar, ipek şal ve eşarplar, Rus yapımı semaverler, bakır işleri ve çeşitli hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.
Aman ha! Ne alırsanız alın, pazarlık edin.
Burayı tam anlamıyla yürüyerek, otura-kalka, sindire sindire dolaşmak isterseniz;  yarım gününüzü ayırmanızı öneririm.. Yok ! Şöylesine; ‘’acelesi olan turist’’ gibi gezmek isterseniz; şehir içinde tur hizmeti veren elektrikli araçlara binebilirsiniz.

Bakü’nün,  Nazım Usta’nın ifadesiyle Bahr-i Hazar’ın batı kıyısında bir liman kenti olduğundan söz etmiştim. Liman kentlerinin olmazsa olmazı sahillerindeki yaya yürüyüş alanlarıdır. Bakü’de de denizin kıyısında, uzunca ve de enlice bir gezinti yolu var. İnsanlar özellikle yaz akşamları  burayı mahşer yerine çeviriyorlar.
Hazar Denizi -Yürüyüş Yolu
Onca kalabalığa karşın her yer ter temiz. Gruplar halinde yürüyenler, koşuşturan çocuklar, genç aşıklar sahil yolunda bulunan kafelerde, çay bahçelerinde, restoranlarda bir şeyler yiyip içenler… 
Neredeyse tüm Bakü burada .
Son birkaç yılda yürüyüş yolunun bir köşesinde, ana caddeye cepheli büyükçe ama Bakü’nün genel mimari anlayışını yansıtmayan bir alış veriş merkezi yapıldı. Burayı yönetime yakın bir iş adamı yaptırmış. Açılışını devlet başkanı yapmış. Dedikodulara inanırsak(!) açılışa babasıyla birlikte  katılan devlet başkanının kızı, güya:
-‘’Ne gözel! Çok beğendim’’ diyesiymiş. Bunun üzerine iş adamı ,
-‘’O halda burası sana hediyye ’’ deyip AVM’nin anahtarını kıza vermiş.
Her masalın sonu şöyle biter:
‘’Gökten üç elma düşmüş, biri ona, biri bana, biri de siz dinleyenlere …?’’.
Neyse masalla işimiz yok, dolaşmaya devam edelim.
Daha önce sahile paralel bulvarın üzerinde bulunan lüks mağazalar, şimdilerde, Bakü’nün merkezinde yapımı tamamlanan ve ortasında büyükçe bir fıskiyenin olduğu meydanın etrafında yer alıyorlar. Meydan,  araçlara kapalı, yayalara açık. Buradaki kafelerde bir şeyler yiyip içer, gelene geçene göz atar ve yükselebildiği son noktadan aşağı,

 ‘’birden bire bir kuş gibi, vurulmuş gibi …’’

 yükseldiği  havuza iri damlalar halinde umarsızca dönen suyun, insanı masal alemine götüren  şırıltısını dinleyebilirsiniz.  
Azatlık Meydanı’nın bir ucu Bahr-i Hazarda. Buranın önceki adı Lenin meydanıymış ve meydanın ortasında bir Lenin heykeli varmış. 1988’de Sovyetler Birliği, özgürlük isteyen onlarca Azeriyi öldürünce;  bu meydandan Lenin’in heykeli kaldırılmış ve meydanın adı o günün anısına Azatlık Meydanı olarak değiştirilmiş. İzninizle, o gün özgürlük uğruna ölenleri sırası gelmişken saygıyla anayım.

Şimdi yeni yapılan ya da onarılan bulvarlardan geçerek kentin dışına çıkalım. Yolculuğumuz, Bakü’nün saati saatine uymayan karmaşık trafiğine karşın yaklaşık yarım saat sürecek. Görmenizi istediğim yer Zerdüşt inancının ‘’kabesi’’ sayılan Ateşgah. Ateşgah, Bakü’ye yaklaşık 30 km mesafede.

Şimdi sözü zaman zaman bana Bakü'de rehberlik eden şöförüm, Karabağ gazisi Cengiz'e bırakıyorum

-''Ateşgah ,Zerdüşt dinine inananların ebedi saydıkları mekanlardan biridir.Ateşgah zamanında insanlar, gördüyünüz bu odalarda eziyet çekerek yaşayırdılar.Ateşgah'ın çevresindeki öylerde-ev- en çok Zedüştler yaşayırdı.Azerbaycanlılar, yeddinci yüz ilda islam dinini kabul edtikten sonra Zedüştleri buradan qovdular. Onların çoxu Hindistan2a göç ettiler.Kalan kismi ise; onoqquzuncu yüz ilindaa buradan ayrıldılar.O zamanlar Ateşgah'ın ortasında yanan ateş tebii gaz olarak öz cazibesi ile yanırdı.Sonradan oradan neft cıxınca, Ateşgag gazını boru ile bir az kenara yerleştirdiler.İmdi yanan tebii gaz değildir.Her Newroz bayramında buraların minlerle 
ziyaretçileri olar''

-Peki Zerdüştlerden hiç iz kalmadı mı? diye sordum.

-Birazdan çöle ( dışararıya) çıxınca etraftaki qişilere bax. Çoxu qoyu  esmer,  quzguni siyah saçlı olan qişiler göreceksin. Onlar buradan esrlar(asırlar) evvel qovulan Zerdüşlerin balalarıdır.

Gerçekten de Ateşgah’a gelirken dikkatimi çekmeyen bu insanlar, çile odalarında ‘’tasvirleri’’ bulunan koyu tenli , siyah uzun saçlı Zerdüşt Kahinlerine ne kadar da benziyorlar…

Bakü’ye dönerken yolunuzu biraz uzatıp, onlarca petrol kuyusundan petrol pompalayan’’at başlarını’’ görmeniz sizin için iyi bir deneyim olur kanısındayım. Bu arada Bakü’nün neft kokulu havasının da kaynağını yerinde görmüş olursunuz.
Yukarıda da söz etmiştim; Bakü sürekli gelişen, yenilenen bir kent. Eski binaları bizdeki gibi yıkıp yerine yenisini yapmaktansa; kendilerine özgü mimari dokuyu bozmadan, binaların dış duvarlarını, oraya özgü taşlarla kaplıyorlar. Bu da Bakü’ye, tarihin derinliklerinden gelen ve özgün yapısından hiçbir şey kaybetmemiş bir kent görüntüsü veriyor.
Flame Towers ve Tv. Kulesi
 Çağdaş  mimariye uygun yeni binalar yapılmıyor mu? Elbette yapılıyor. Bunun en önemli iki örneği ’Flame Towers’’ alev kuleleri ve Eurovision şarkı yarışması için yapılan kültür sarayı. Her iki yapı da çağdaş mimarinin özgün örneklerinden. Eurovizyon Şarkı Yarışması için 2012 yılında tamamlanan Bakü Crystal Hall gerçekten çok güzel tasarlanmış bir kültür ve sanat merkezi. Şehitler Hıyabanı’nın hemen alt yanındaki 3 ayrı binadan oluşan ve od(ateş) ülkesi anlamına gelen  Alev Kuleleri de bir başka örnek. Bu kulelerin  gece  görüntüsü ilgi çekici. Azerbaycan’ın Sonsuz-Sönmeyen Alevini  bu 3 kule ile simgeleştirmişler. Azerbaycan Bayrağı’nın 3 renginden esinlenerek hareketli ışıklarla aydınlatılmış olan bu yapılardaki ışık oyunları ilgi çekici. Bu tematik aydınlatma bana biraz abartılı geldi. Bu yaklaşım, Azerilerin kendilerini bir Ortadoğu ülkesinden öte bir Avrupa ülkesi gibi görmelerinden kaynaklanıyor sanırım. Hani bizim stadlarda bir zamanlar atılan bir slogan vardı ,’’Avrupa Avrupa duy sesimizi…’’ diye başlayan… Azeriler bu konuda bizden farklı değil. Son yıllarda bu konuda daha gayretliler. Son üç yıl içinde Avrupa kadınlar voleybol Şampiyonasına 2 kez ev sahipliği yaptılar. Euorovizyon Şarkı yarışmasını birkaç yıl önce düzenlediler.Bunlarla yetinmeyip uluslar arası müzik festivallerine de ev sahipliği yapıyorlar.

Bakü’de ziyaret edilecek birçok müze var. Bunların  Başlıcaları: Ulusal tarih Müzesi,Devlet Halı Müzesi, Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi., Etnograrafya müzesi gibi. Azerbaycan Ulusal tarih Müzesini, bu halkın tarihini yakından tanımanız için mutlaka gezin . Bunların yanı sıra, ben gidemedim ama 1928 yılında Sovyet Döneminde kurulan bir de hayvanat bahçesi varmış.

Bir Azeri düğününe konukluk…
Bakü ziyaretlerimden birinde, bir iş adamı dostum beni  Azeri düğününe davet etti, üstelemesine fırsat vermeden  hemen kabul ettim. Düğün o zaman, genellikle varlıklı ailelerin düğün yapmak için sıraya girdikleri bir salonda yapılıyor..(Şimdilerde bu düğünler için yeğlenen yerler 5 yıldızlı otel salonları)
Düğündeki Hediye sandıkları-Kız Evi,Oğlan Evi



Düğündeki Masamız
Salon renk cümbüşü; yaldızlı perdeler,altın varaklı süslemeler… Kadınlar allı pullu elbiseler içinde ve aşırı makyajlı. Masalarda neredeyse kuş sütü eksik. Mugannilerin(şarkıcılar) biri gelip biri gidiyor.
-Bir düğünde nekadar muganni şarkı söylerse düğün sahibi okadar itibarlı demekmiş.Bu düğünde hepsi Azerbaycan’ın ünlü sanatçıları olan 5 muganni vardı.
Dans pisti hep dolu; genelde Azeri oyunları oynuyorlar. Dans pistinde,bizdeki-en azından çoğu Anadolu kentleindeki gibi-kız kıza dan edenlerde çokcaydı.
Masamızda kuş sütü eksik desem yeridir. Protokol masası diye mi? Ama öteki masalar da üç aşağı beş yukarı böyle.
Çıkışa, yanlarında zarflar olan,  bizdeki seçim sandığına benzer iki sandık vardı. Biri gelin tarafının, öteki damat tarafından verilen hediyeler içinmiş. Biz damat tarafının qonaqı olduğumuz için oyumuzu(hediyemizi) onun sandığına attık.

Bakü’de gece hayatı

Bir çok yerde olduğu gibi Bakü’de de gece hayatı çeşitlilik gösteriyor.  Burada ,gençlerin gideceği barlar, kafeler,turistlerin gidebileceği gece kulupleri ve lüks restoranlar(mutlaka yer ayırtmalı) bir de tanışınız olan varlıklı Azerilerle girebileceğiniz lüks gece kulüpleri var. Ayrıntıya girmeden, buralarda aradığınız her şeyi bulabilirsiniz demekle yetineceğim.Turistlere her yerde olduğu gibi burada da farklı tarifeler uyguluyorlarmış. Ehh! normal, hemen her yerde böyle. Ben bu tür yerlere tek başıma değil hep bir Azeri arkadaşlarımla gittim .  Bu yüzden her hangi bir sorunla karşılaşmadım

Neler yiyebilirsiniz.

Bakü’de Türk restoranlarının yan ısıra batı mutfağından lezzetler sunan restoranlar da var. İlk gittiğim yıllarda bu tür yerler pek fazla yoktu ama yıllar geçtikçe, kentteki gelişmeye koşut olarak bu tür yerlerin sayısı da talebe bağlı olarak arttı kuşkusuz.
Azeriler’in damak tadı bize uygun.; et ağırlıklı.  Azeri Mutfağından ne sunarlarsa rahatlıkla yiyebilirsiniz.  Safranlı pilavları, etli yaprak dolmalarını önerebilirim. Ayrıca qazmaqlı ve zeferanlı pilav ve oraya özgü otların yoğurtla karıştırılmış soğuk mezelerini de önermeden geçmeyeyim.
Şehitler Anıtı

Aklınızda bulunsun

.Eğer Bakü’ye iş için gittiyseniz, bir gün fazladan kalın. Size rehberlik edecek bir taksi şöförü ile anlaşın. Sizi Bakü’de görülebilecek her yere götürür. Ödeyeceğiniz ücret de pek yüksek sayılmaz; 100 usd işinizi görür.
.Bakü, eskisi kadar ucuz bir yer sayılmaz. Hele bu günlerde (2013 yaz) pahalı bile denebilir.
.Alışveriş yaparken kesinlikle pazarlık edin.Rus yapımı semaverlere meraklıyım ama bu semaverler ülkemizde buraya göre daha ucuzmuş gibi geldi bana
.Vize havalanının girişinde alınıyor. Sorun olmuyor.
.Azeriler hediye alıp vermeyi çok seviyorlar. Bir yere giderken küçük de olsa bir hediye götürmeyi ihmal etmeyin.
.Azeriler cömert insanlar; eğer konuksanız her fırsatta bu cömertliklerini sergilemekten hoşlanıyorlar.
.Azeriler Türkçe’yi bizden biraz farklı konuşuyorlar. Bu fark, gidip- gelmelerin artması, tv. yayınlarının yaygınlaşması nedeniyle son yıllarda daha da azaldı. Onlarla kolayca anlaşabilirsiniz.Ancak kendi aralarında konuşurlarken ne dediklerini anlamak için dikkat kesilmeniz gerekli.
.Son bir uyarı. Azeriler kendilerine ,pek belli etmeseler de''Azeri'' denmesinden pek hoşlanmıyorlar; Azeri Türkü sözünü yeğliyorlar.

Türkiye Büyükelçiliği 
Adres:
Samed Vurgun Küçesi no:94 BAKÜ
Konsolosluk Çağrı Merkezi.
+90 312 292 29 29
Telefon:
+ 90 312 292 29 29
Telefon:+994 12 444 73 20
Faks:+994 12 444 73 55
Facebook Adres: Twitter Adres:
Konsolosluk Şubemiz Başvuru Kabul Saatleri:
09:00 - 12:30


THY’nin Bakü’ye İstanbul kalkışlı günde karşılıklı 4 seferi vardır.
Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası Kupası-2012 Bakü

Ateşgah

Türk Şehitleri anıtı

Ateşgah Girişi

Hazar Kıyısında Bir restoran Bahçesi


İçeri şehir

İçeri Şehir'den Dışarısı

Hazar'dan Bakü
İçeri Şehirde Bir Kalıntı

İçeri Şehirden

Hazar Kıyısında Park

Kent Meydanı

Düğünde Azeri Oyunu

8 Mart 2014 Cumartesi





Pekin ve Çin Seddi


Çin Havayolarına (Air China) ait uçağın tekerlekleri piste değdiğinde Guanzo’dan havalanalı yaklaşık 4 saat olmuştu. Sırt çantamı alıp, sıkı adımlarla beni karşılayacağını umduğum taksi şöförünü bulmak için yolcu bekleme salonuna yöneldim. Tipik bir hava alanı kalabalığı...Yolcuların çoğu çekik gözlü; benim gibi yabancıların sayısı az. Bekleyenlerin arasında, adımın yazılı olduğu kağıdı tutan ve arayan gözlerle bakıştıran adamı gördüm. Gülümseyerek ona yönelince;  beklediği yolcuyu fazla beklemeden bulmanın sevinci ile olmalı; gülümsedi. Elini uzattı, adımı telaffuz ettiğini sandığım bir şey söyledi, anlamış gibi başımı salladım. O önde ben arkada, arabasına kadar konuşmadan yürüdük. Belli ki İngilizce bilmiyor. Pekin’in bolca ışıklandırılmış bulvarlarında bir süre yol aldıktan sonra otele geldik. Resepsiyondaki görevli ile beni gösterip bir şeyler konuşup, ayrıldı. Otelimin yıldız sayısındaki eksiklikten mi nedir resepsiyondaki iki görevli de İngilizce bilmiyordu. Allahtan işaret dili var. Sonunda kahvaltının saat 07.00’de olduğunu, rehberimin ise saat 08.00’de geleceğini öğrendim.

Rehberim sekize birkaç dakika kala geldi. Ufak tefek, yaklaşık bir elli boyunda sevimli bir

Çinli kız.

Adını sordum:

-‘’Greace’’ dedi.

-‘’Ama bu bir Çinli adı değil’’

-‘’Asıl adım Guo Wenjun Zhang ‘’dedi.‘’Çinli adımın telaffuzu zor; bu yüzden Avrupalı adı kullanıyorum’’.

Kızcağız haklı olabilir. Ben de adını telaffuz edemedim. Rica ettim; adını bir kağıda yazıp verdi. Yine de tuhaf! Dünyanın en eski kültürlerinden birine mensup rehberim kendi adını değil, başka  kültüre ait bir adı kullanıyor. Bazılarımız bunu,

       -‘’Küreselleşmenin bir sonucu kardeşim! Hangi çağdayız’’ deyip normal bulabilir. Ama ben bu konuda tutucuyum.

Geçelim…
Çin Seddi

İlkin Çin Seddi’ne gideceğimizi söyledi. Otelden ayrılışımızdan yaklaşık 20 dakika sonra Pekin’den çıkmış, inceden inceye; isteksizce yağan yağmur eşliğinde, yeşilin türlü çeşitlisi ile bezenmiş dağlara sarmaya başladık. Yağmurun, yağış mevsimi olmasına karşın bu isteksizliğine anlam veremedim doğrusu.

Kıvrıla kıvrıla dağa tırmanan arabamızın sağında solunda Çin’i, özellikle hanlık dönemlerindeki Çin’i anlatan ama Çin’de çevrilip çevrilmediğinden emin olmadığım filmlerdeki gibi müthiş bir manzara var. Orman ıslak ve sisler içinde. Gökyüzüne uzanan ulu meşeler ve bunların arasında kendilerine güç bela yer açmış olan pembeli, morlu, beyazlı çiçekleriyle meyve ağaçları…

Manzara sözcüklerle anlatılamayacak kadar güzel. Az önce isteksizliğinden söz edip, bir nebze de olsa kınadığım ipeksi yağmurun da bu haliyle manzaraya büyülü bir güzellik kattığından sırası gelmişken söz edeyim.
Çin Seddi

Greace, Çin Seddi hakkında konuşmaya başlayınca ,‘’hedefe yaklaşmış olmalıyız’’ diye düşündüm.














Bilgi ansiklopedik…

İsa’dan önce 4. yüz yılda yapımına başlanan bu ulu duvarın tamamlanması için tam 20 krallık döneminin geçmesi gerekmiş. Duvarın yapımı 17.yüzyılda tamamlanmış. Yapılış nedeni; bizim tarihçilere göre o zaman Orta Asya’ya egemen olan Hun İmparatorluğunun saldırılarını önlemek. Benim rehbere göre ise; batıdan ve kuzeyden gelen barbarların yağmalarını önlemek…

Kızcağız benim Türk olduğumu, Hunların bizim akrabamız olduğunu ya unuttu ya da umursamadı.

Aslına bakarsanız bu duvarın yapımının tek nedeni Hunlar değil. Başka nedenleri de var.: Bunlardan biri Çin Birliğini sağlamak. Bir diğeri de ülkeden kaçışları önlemek. Yansız tarihçiler böyle yazıyor. Seddin tamamı 8851 bin kilometre, bugün ayakta kalan kısmı ise 2000 km civarındaymış. İşin ilginci; duvarın tamamı savunma amaçlı değilmiş. Bu bölümler ''barbarların'' akınlarını yavaşlatmak için kerpiçten yapıldığı için günümüze ulaşmamış. Taş da olsa kerpiç de olsa yer yer 6 metre yüksekliğe ulaşan bu duvarın üstünden askerlerin yanı sıra onlara gıda ve silah taşıyan arabalar bile geçiyormuş. Her 200 metrede bir gözetleme kulesi ve her 9 km’de ise bir fener kulesi varmış. Üzerinde sarayların,nöbetçi kulelerinin ve asker koğuşlarının olduğu bu duvarı bugünün teknolojisi ile bile yapmak kolay olmasa gerek.

 

Sonunda dünyanın uzaydan görünen tek insan yapısı eserinin üzerindeyim. (Batı Sahra’da ayrılıkçı Polisario Gerilla’larının sızmasını önlemek için Fas‘ın yaptığı yaklaşık 2800 km uzunluğundaki duvar görünüyor mu uzaydan? İlginçtir; bu konuda pek bilgi yok).

Ahmak ıslatan sürüyor… Üstüne üstlük hafiften bir de sis bastırdı. 250-300 metre ötesini görmek olanaksız.

Fotograf çekmek için yeterli ışığı kolluyorum…

Duvarın üstü 5-6 metre eninde. Geçmişte askerlerin devriye gezdiği, bir yanı okçu burçları, öte yanı yaklaşık 1.5 m yüksekliğindeki  duvarla çevrili bu ‘’duvar üstü yol’’, içinde su yerine allı- morlu şemsiyeleriyle  insan selinin aktığı bir akak gibi. İnsanlar fotograf çekmek için durakladığından yavaş ilerliyoruz. Amacım gidebildiğim yere kadar gitmek… Rehberim'den ayrılıp ilk kuleye doğru yürümeye başladım…

Duvar, -deyim yerindeyse- dağların zirvesinde sürünerek, sisler arasında kıvrıla kıvrıla yitip giden dev bir boz yılan gibi ufukta yitiyor. 

Kaç kuleye tırmandım, kaç kuleden koşar adım bir başkasına geçtim anımsamıyorum. Durdum, soluklandım, fotograf çektim. Burçlardan dışarı bakıp, duvarın hemen dibinden başlayan ormanın içinden sıyrılan sarkık bıyıklı; kafalarında börkleri, ellerinde kılıçlarıyla gökten yağmur misali yağan oklardan şans eseri kurtulup burçlara tırmanan Hun Çerilerinin haykırışlarını duymayı umdum.

-‘’Bu görkemli duvarı bu gün bile yapmak cesaret ister’’ deyip ‘’ucuz Çin mallarına bakarak Çin’i küçümseyenlere’’ hafif tertip içerledim. Sonra Çin’e girmeye çalışan atalarımı düşünüp onlara hak verdim. Geldikleri yer Gobi Çölü, girmek istedikleri yer ise adeta yeryüzünde bir cennet.

-‘’Bizimkiler iyi ki saldırmış’’diyesim geliyor. Kan dökülmüş dökülmesine ama o saldırılar olmasa da bu set yapılmazmış.

Sözün özü: Bu duvarı görmeden Çin’i gördüm, Çinlileri tanıyorum diyenleri dudak bükerek dinleyin.

Dönüşte, Greace’i bıraktığım yerde hapşırırken buldum; üşütmüş olmalı.

-‘’God bless you!’’dedim.

-‘’Thank you.’’ diye yanıtladı. Meraklanıp sordum.

-‘’Çince’de God bless you (*)nasıl söyleniyor?’’

Durdu. ‘’Acaba nasıl yanıt versem’’ diye düşünür gibi bir süre bekledi.

-‘’Bizde sizin anladığınız manada tanrı olmadığı için biri hapşırınca God bless you demeyiz’’ 

deyip ekledi.

-‘’Buradan sonraki durağımız Tiananmen meydanı ‘’.

 

 PEKİN-BEİJİNG


Yaklaşık 230  bin yıllık geçmişi olduğu söylenen, İÖ 700 yılından beri sürekli yerleşimin olduğu Pekin, 1420 yılında Çin’in resmi başkenti olmuş. Çinliler Pekin’e Beijing; ‘’Kuzey Başkenti’’ diyorlar. 2008 Yaz Olimpiyatları’na ev sahipliği yapan Pekin’in nüfusu çevresi ile birlikte 12 milyon civarındaymış. Bu nüfusun 1 milyonu yer altında 3’er metre karelik sığınaklarda yaşıyormuş. Bu sığınaklar, Greace’in söylediğine göre; 1969’daki Sovyet tehdidinden sonra yapılmış.
Pekin

Tiananmen Meydanı

Bu meydanı siyasetle ilgisi olsun –olmasın 40’lı yaşlardaki herkes anımsar sanırım. Pahalılığı, işsizliği ve hükümetin yaptığı reformları yetersiz bulan öğrencilerin, emekçilerin ve her kesimden Çinli’nin başlattığı protesto gösterileri, 1989 yılında 3 haziranı 4 hazirana bağlayan gece bu meydanda başladı.Olayları dünmüşcesine anımsıyorum. Dünya ayağa kalkmıştı sanki. Gösterilerde sivil halktan ölenlerin sayısı Çin’in resmi açıklamasına göre 23,bağımsız kaynaklara göre 5-600, kimilerine göre ise 2000‘in üzerindeydi. Greace'e bu konudaki görüşünü sordum; yuvarlak sözlerle geçiştirdi. Demek bu katliamı konuşmak aradan 22 yıl(**) geçmesine karşın Çinliler için hala bir tabu. Direnişin ve kalkışmanın sembolü ise; fotograf sanatçısı Jef Widener’n 5 haziran günü çektiği, tankların önünde duran adı ve de akibeti meçhul Çinli’nin fotografıydı.
4 Haziran 1989 Tiananmen Meydanı-Adı ve Akibeti Meçhul Adam-Fotograf:Jef WIDENER
Tiananmen Meydanı

Tiananmen, komünist ülkelerdeki tipik meydanlar gibi çok büyük. Uçtan uca 5-600 metre kadar var. Bir kıyaslama yaparsam bizim Taksim Meydanının 8-10 katı kadar. Meydan, burada yaşananların etkisiyle mi yoksa; gerçekten insanı kucaklamayan soğuk, asık suratlı gri ve sevgisiz görünüşüyle mi bilmem; bana çok itici geldi. Anladığım kadarıyla Greace de burada fazla oyalanmak istemiyor. Koluma girip, Tiananmen’in bir ucundaki Pekin’in sembolü sayılan, içinde yaşanmışlıkları bu gün bile bir sır olarak saklayan Yasak Kent’e doğru adeta sürükledi


Yasak Kent, kime yasak?


Kent’i çevreleyen ve giriş kapısına yakın duvarda Mao’nun bir fotografı; fotografın bir yanında ‘’Yaşasın Çin Halk Cumhuriyeti’’ öteki yanında ise ‘’Dünya Halkları Birlikte Yaşasın’’ yazan ibareler var. Yasak Kent’e,her iki yanında birer aslan olan büyükçe bir kapıdan giriliyor. Hediyesi yaklaşık 8 usd karşılığı yuan.
Yasak Kent'in Girişi

Kent, etrafı aşı boyası renkli yüksek duvarlarla çevrili 720 dönümlük bir alana kurulmuş. İçinde 800 civarında saray,9999 oda varmış.

-‘’Neden 10 bin değil’’ diye sordum.

9 ve 9’lu sayılar Çinlilerce kutsal sayılırmış. Kent; İmparator, saray halkı ve hizmetliler dışında herkese yasakmış.

Yasak Kenti dolaşmak neredeyse yarım günümü aldı. Saraylardan birine girip ötekinden çıkıyorum. İlk başta insana ilginç geliyor ama birbirine benzeşik onlarca saray, yüzlerce oda,.. İn-çık binlerce basamak, bir süre sonra bıkkınlık veriyor insana. Ama azimliyim; buralara kadar gelmişken her yanı dolaşmalıyım. Zaten Greace de çoktan izin isteyip, giriş kapısında buluşmak üzere ayrılmıştı yanımdan
Yasak Kent-Siyah Beyaz

Dış duvarla iç bahçeyi ayıran su kanalları var. Bir saraydan diğerine geçmek için çok sayıda köprü yapmışlar. Bu  köprülerin birinden geçerek Tai He Dian adlı saraya ulaşıyorsunuz. Mermer olan köprünün ortasından sadece imparator yürürmüş. Saray yerden bir hayli yüksek ve mermerden yapılmış merdivenlerle çıkılıyor. Bu bina evlenme ve imparatorların taç giyme törenlerinde kullanılıyormuş. Merdiven ise yaklaşık 250 ton gelen tek parça mermer yontularak yapılmış. İmparator tahtının bulunduğu salon bu sarayda olduğundan mı nedir burası Yasak Kentin en fazla ilgi çeken yeriydi: Önü- yanı çok kalabalıktı.
Yasak Kent-Bu kez Renkli
Yasak Kent-Greace İle Buluşma Noktamız

Saraylar ışık alsın diye genelde güneye bakıyor. Ancak bunca sarayın olduğu alanda tek bir ağaç bile yok; güvenlik için sanırım. Onca saray gezdim sadece bir yerde kameriyeli, ağaçlar ve renk renk çiçeklerle bezeli, heykellerle süslü küçük bir bahçe gördüm. Haa! unutmadan kayıt düşeyim. Bahçede, Çin’in sembolü sayılan lotus(nilüfer)çiçeği yetişen süs havuzlu da vardı. İmparator ve ailesi burada dinleniyor olmalı...

Yasak Kent’in her yanında, saraylarında, odalarında, klasik Çin Mimarisinin ve el işçiliğinin  eşsiz örnekleri var. Odalarda renkler dans ediyor adeta… Mermeri, ahşabı bir kuyumcu titizliği ile işlemişler. Çatılardaki kiremitler, oluklar, oluk başlıkları bile birer sanat eseri.

Yasak kenti yeterince gezdiğime ikna olduktan sonra, onlarca merdivenden birine oturup düşündüm. Yasak Kent demelerinin nedeni Greace’in dediği gibi buraya imparatorluk ailesi ve hizmetkarların dışında kimsenin girememesi olmamalı.Bana göre tam tersi: İçerdekilerin dışarıya çıkmalarının yasak olması nedeniyle Yasak Kent demiş olmalılar: Duvarlar öylesine yüksek, Kent o kadar dış dünyaya kapalı ki...

 

Tianning Tample (pagoda)

Bu tapınak, 1200 yılında Hiao hanedanlığı zamanında yapılmış. Ahşap ve tuğladan yapılan ve yaklaşık 58 metre yüksekliğinde olan bu pagoda zaman içinde birçok kez onarılmış.Tapınak, Klasik Çin Mimarisi’nin Pekin'deki en güzel örneklerinden biri. Kesinlikle ziyaret programlarınıza alın.
Tianning Pagoda

 

Cennet Tapınağı

 Pekin’de mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri de burası. 2007 yılında UNESCO tarafından ‘’dünya kültür mirası’’ olarak kabul edilen ve 15. yy’da yapılmış çok büyük bir parkın içinde yer alan bu tapınakta imparatorluk dönemlerinde  kurbanlar kesilir, adaklar yerine getirilirmiş. Greace’e göre imparatorlar, hasadın iyi olması için burada dua eder, Budha ile konuşmak için bu tapınağa gelirlermiş. Anlayacağınız dinsel açıdan Pekin’deki en kutsal mekan burası. En kutsal mekan ama şimdiki Çinliler bu kutsallığın farkında değiller gibi. Eskilerin dua ettikleri, onlarca kapının açıldığı, birkaç yüz metre uzunluğunda koridoru olan bu tapınaktaki adak sunaklarında şimdikiler kağıt oynuyor.

Cennet Tapınağı

Cennet nasıl bir yer? Çocukluğumdan beri dinlediklerimden biliyorum. Burasını gördükten sonra, parkın cennet sıfatını kazanmayı hak ettiğini düşünüyorum.


Jingshan(İmparatorluk Parkı)
Jingshan
Park, Yasak Kent’e pek uzak değil;  hemen bitiminde başlıyor. Oldukça büyük. Parkın içinde birkaç tane tepe ve her tepenin üzerinde çevresi ağaçlarla kaplı sarayımsı bir ev... Greace, bu tepelerin Yasak Kent'in yapımı sırasında temellerden çıkan taş ve toprağın buraya taşınarak yapıldığını söyledi. Tepeler, yapay-mapay ama bir hayli yüksek. Eğer yorulduysanız; yorgunluğunuzu burada atabilirsiniz. Ayrıca Yasak Kent’e tepeden baktığı için, Kent'in değişik fotograflarını da buradan çekme olanağınız var.

Beihai Parkı
Yaklaşık 1000 yıllık bir geçmişi olan ve yine yaklaşık 700 dönümlük bir alan üzerine kurulu, ,içinde büyükçe bir yapay gölü olan bu park Pekin’in merkezinde sayılır. Greace,
- ''Çin’de hemen her şeyin geçmişi bir efsaneye dayanır'' dedi. Bu parkın yapımına da bir efsane kaynaklık ediyormuş. Efsaneye göre insanları ölümsüzleştiren bir bitkinin yetiştiği 3 dağ varmış ve bu dağlar, ölmekten korkan ; bu nedenle de ölümsüzlük peşindeki  bir çok  imparatorun aramalarına karşın bulunamamış.Dağları bulamamışlar ama İmparatorlar ölümsüzlüğü kafalarına takmış olmalılar ki; sonunda bu günkü parkın bulunduğu yere büyükçe bir havuz kazdırıp, havuzu göle dönüştürüp, çıkan topraktan da  bu dağları sembolize eden üç tane tepe yaptırmışlar.Sonuç mu? Her zamanki gibi korkunun ecele faydası olmamış…

Parkta, klasik Çin Mimarisi’nin seçkin örneklerini görebilirsiniz. Köprüler, saraylar, kameriyeler,bahçeler, yürüyüş yolları ve tapınaklar…

Beihai Parkı
 Dolaşırken beyaz renkli bir tapınak gözüme ilişti. Sordum. Adı dagobaymış (bir tür kubbeli Budist tapınağı).İnsana huzur veren bir yapısı var. Eğer  zamanınız varsa; içinde çiçeklerle bezeli bir de adacık olan bu gölün kıyısındaki dagobada oturup , gözleriniz yarı aralık düşüncelere dalarak sesizliğin sesini içinizde duymaya çalışın. Bir süre sonra kendinizi   bir masal dünyasındaymış gibi hissedeceksiniz. İnsan,  böyle bir mekanda oturup düşünceye daldığında ister istemez buraları kendi ülkesi ile karşılaştırıyor. Neden bizde böyle yerler yok? AVM tutkusu mu bizi böyle güzelliklerden mahrum eden? Yoksa genlerimizde olan göçebe kültürü mü?
Greace,
- ‘’Eski Pekin’i görmek ister misin?’’ dedi.
Ben de ne zamandır bu soruyu sormasını bekliyordum. Çünkü Pekin’e  gelmeden eski Pekin’i oluşturan  Hutonglar’ a dair bir şeyler okumuştum.
-‘’ Elbette görmek isterim’’ diye yanıtladım.
 Yola koyulduk. Ana caddelerdeki Amerikadakileri aratmayacak büyüklükteki gökdelenleri birkaç sokak geride bıraktık. Amanın!... Bir boyuttan bir başka boyuta geçtik sanki. Hiç abartmıyorum; Pekin merkezinden, bir kaç adımda 150-200 yıl geriye , bambaşka bir dünyaya adeta ışınlanmış duygusuna kapıldım .  Hani western filmlerindeki önyüzü olupta  arkası olmayan kovboy kasabalarındaki binalar nasılsa burası da öyle. Ön sıra gök delen, ardı bağlar gazeli… Daracık , çamurlu ve pis kokulu  sokaklar, tavuk kümesinden hallice kutu misali ever, çamurda oyun oynayan çocuklar, oturdukları tabureden bana uzaydan gelmişim gibi bakan seyrek ak sakallı  erkekler, evlerin önünde oturup lak lak eden, kadınların  bana tanıdık gelen görüntüleri…Ve yüzümde şaşkın ördek ifadesi, çamurlu sokakta, çamura bulaşmadan yürümeye çalışırken, kulaklarımda Greace’nin bende çok uzaklardan geliyormuş duygusu uyandıran sesi…
Hangi Markayı Aradınız?
- Hutong Çince’de kuyu demektir. Pekin’de çok sayıda Hutong mahallesi vardır.Eskiden insanlar , evlerini  devletin  açtığı kuyulara yakın yaparlarmış. Bu kuyulardan her sokakta bir kaç tane bulunur. Evler çok küçüktür ve çoğunun içinde tuvalet bulunmaz. Tuvaletler sokakta belli aralıklarla yapılmış ve halkın ortak kullanımındadır. Devlet, Pekin geliştikçe bu Hutongları yıkıp yerine gökdelen yapıyor. Ama Pekin Belediyesi bazı Hutonları koruma altına almaya karar verdi; hiç olmazsa oraları yıkmayacaklar…
Anladığım kadarıyla burada da bizdeki gibi’’kentsel dönüşüm’’ başlamış. Elbette buraların yıkılıp, yerine insanca yanabilecek konutların yapılmasına kimsenin karşı çıkacağını sanmıyorum ama yine de geçmişi anımsatan bu zorlu  yaşama biçiminin oluşturduğu kültürün ortadan kalkması içimi sızlatmadı desem doğruyu söylememiş olurum…Her şeye karşın Greace’in cümlesinin son sözcüğüne takıldım:
-‘’Yıkmayacaklar’’… Eh ! Kimi Hutonglar’ın geleceği için umutlu olmaya bu sözcük de yeter.

Olimpiyat Köyü
Greace,
-''Buradan Olimpiyat köyüne gideceğiz'' deyince Hutong mahallesinin melankolisinden sıyrılıp gerçek dünyaya yumuşak geçiş yaptım.
Kuş Yuvası
Olimpiyat köyü Pekin’in dışında. Rehberimin anlatımına göre; köy  yapılmadan önce burada gecekondular varmış. Köyde birçok spor tesisi var. Olimpiyat oyunlarının açılışının ve kapanışının yapıldığı, bir çok yarışmaya ev sahipliği yapan ‘’bird cage-kuş kafesi’’ adı verilen stadyum buranın en ilginç yapısı. Giriş ücrete tabi. Görmeniz gerek.
Wangfujing Caddesi
Burası Pekin’in  en büyük caddesi;araç trafiğine kapalı.Caddede sayısız büyük mağazalar ve alışveriş merkezleri sıra sıra. Aklınıza gelen tüm ünlü markaları burada bulabileceğinizi rahatlıkla söyleyebilirim . Caddede dolaşan Çinlileri bir an yok sayın; kendinizi Miami ya da Chigago da sanabilirsiniz. Cadde çok iyi aydınlatılmış; her yer ışıl ışıl.
Wangfujing Katedrali
Hava karamaya başladığında, daha önce ziyaret ettiğim Çin kentlerinde olduğu gibi burada da seyyar yemekçiler kaldırımlar üstüne tezgahlarını açıyorlar.Bu tezgahlarda yılan,kaplumbağa,çekirge ,karafatma kısaca aklınıza gelecek ya da gelmeyecek her türlü börtü böceği pişiriyorlar. Tezgahlardan yayılan koku müthiş. Amerika’da ya da herhangi bir ülkede ziyaret ettiğiniz ünlü Çin mahallelerinin kokusunun aynısı burada da var:Kurutulmuş balık ve börtü-böcek kokusu... Alışırsınız diyemiyorum, alışamıyorsunuz; çünkü o koku üstünüze siniyor,nereye gitseniz  sizinle…
Wangfujng Street -Gece
Daha önceki Çin ziyaretlerimde börtü böcekleri tattığım için tezgahları es geçiyorum.
Başka nereler gidilir?
Gece Pazarı  ilginç. Orada pek çok tekstil ürünü, saat,telefon,elektronik eşya bulabilirsiniz.  Ayrıca ahşap oymalar, el yapımı olduğunu sandığım seramikler. Taşıyabileceğinize inanıyorsanız Çin vazoları da satın alabilirsiniz. 
Bir başka gidilecek yer ise Silk Market. Adından da anlaşılacağı gibi buradan Çin İpeği alabilirsiniz. Ama özellikle Çin’e özgü ipek yorgan almanızı öneririm. Fiyatı ağırlığına göre değişiyor.
 Eger Caddeye gündüz giderseniz Wanfujng Katedralini de ziyaret edin.Ben karanlıkta gittiğim için böyle bir şansın olmadı.
Silk Market
Pekin elbette bu kadar değil. Gezilecek müzeleri, sanat galerileri, çeşitli gösterleri izleyeceğiniz tiyatroları var. Size, bana ilginç gelen ve gezebildiğim yerlere ilişkin bilgiler vermeye çalıştım. Ancak bir yerde ne kadar kalırsanız kalın, yine de eksik kalan yerler olacaktır ama''as good as ıt gets''.
Nelere Dikkat Etmeli
. Öncelikle daha önceden börtü böcek yemediyseniz onlara el sürmeyin. Ama mutlaka tatmam gerek diyorsanız yanınızda Çince bilen birinin olmasına dikkat edin. Ola ki hastaneye gitmek gerekebilir.
.Pekin’de her türlü mutfak var.Ama buraya gelip de Portakallı Pekin Ördeği yemeden dönmeyin.Yoksa Pekin’i görmüşlerden sayılmazsınız. Bu arada kuzu etinden yapılan güveç ve noodle-eriştey- de denemenizi öneririm.( Ek bilgi:Çin Mutfağı çok zengin.Pekin’de değil ama Guanzo’da bir davette bizim sofralarımızda rastlamadığımız,tavuk ayağı,kurbağa bacağı,yılan eti,timsah eti, kuzey denizinden yakalanmış dev yengeç bacağı yemiştim.)
.Alış veriş en önemli konu. Niyetiniz marka alışverişi ise; yapmayın derim. İstanbul’da da bulursunuz onları. Bu markaların Çin yapımı olanları almak isterseniz rehberiniz size yardımcı olacaktır. Saat mı alacaksınız? Ana caddelere uzak olmayan bir sokakta, saat satan bir dükkana gidip meramınızı anlatın.Biri önünüze düşüp sizi birkaç sokak ötedeki loş bir pasajın içindeki karanlık bir dükkana götürür.Işıklar açıldığında, ünlü markaların(marka adı reklam olur diye vermiyorum; siz nasıl olsa anlarsınız) çakmalarından  binlerce saatle karşı kaşıya bulursunuz. Fiyatları 30-50 usd arasındadır. Pazarlıktan çekinmeyin.
.Eşinize ya da kendinize bir çanta mı alacaksınız. Dericiye girin; elinize tutuşturulan, almayı düşündüğünüz markanın kataloğundan ne istiyorsanız seçin; 20 dakika sonra orijinali 4000 usd’den başlayan çantaya,  modeline göre 70-200 dolar arası bir para ödeyerek sahip olabilirsiniz.
Bu tür alış veriş elektronik eşyada da, tekstilde de aynı. Ama ne olursa olsun pazarlık yapmaktan çekinmeyin. Özellikle sokak satıcılarına dikkat edin.
. Satıcıların en çok kullandıkları İngilizce kelimeler şunlar’’ çipi cipi(cheaper,cheaper),givdimani(give the money) ve seymseymorcinal(same same orginal). Fiyat söylerken de ellerine muhakkak hesap makinesi alıyorlar. Aklınızda bulunsun.
.Pekin’de yer adları doğal olarak Çince, işin kötüsü Çin ABC’si ile yazılıyor. Üstelik taksi şöförleri İngilizceye Samanyolu Galaksisi kadar uzaklar. Bu nedenle otelinizden ayrılmadan,üstünde  adres yazılı otel kartınızı yanınıza mutlaka alın, yoksa kaybolursunuz.
-''Önemli değil en yakın karakola gider anlatırım derdimi'' diye düşünmeyin; sonuç alamazsınız.Onca ülke dolaştım’’sora sora Bağdat’ı bulamayacağınız yerlerden biridir Pekin’’.
.Çin'in devlet düzeni komünizm fakat rahat bir ülke.Birkaç kez gittim ama kendimi herhangi bir baskı altında hissetmedim ya da bana öyle geldi…Bu satırları  komünizmi övmek için yazmadım. Rusya’ya 5-6 kez gittiğim ama Rusya için aynı şeyleri yazamam doğrusu.
.Pekin güvenli bir kent gibi gözüküyor. Ancak ;her büyük kent gibi hırlısı ve hırsızı olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
.Dolaşırken yorulacağınız kesin. Bunun için yaklaşık 1.30 saat süren ve hediyesi 12-13 usd olan ayak masajını öneririm.Yeniden doğmuş gibi oluyorsunuz.
.Dolarınızı yuana çevirmek için mutlaka bankalara gidin.İşlem uzun sürüyor ama garantili.Otelinizde de paranızı yuana çevirebilirsiniz. Burada geçerli döviz hala Amerikan Doları.
.1 usd  6 yuan(mart 2014-güncellenmiş).
Nasıl gidilir
Ben Pekin’e Guanzo’dan gittim. Ama THY’nin İstanbul’dan Pekin’e hergün seferi var. Yolculuk yaklaşık 10 saatmış.
 .Türkiye'nin Pekin Büyükelçiliği:

Posta adresi:

San Li Tun Dong 5 Jie No: 9
100600 Beijing / PRC
Konsolosluk Şb. e-mail:
consulate.beijing@mfa.gov.tr

Konsolosluk Çağrı Merkezi Numarası:

+ 90 312 292 29 29

Telefon:

+86 10 6532 1715

Faks:

+86 10 6532 5480
(*) Bu seyahat 2011 Nisanında yapıldı
(**)Tam çevirisi''tanrı seni kutsasın'' bizdeki karşılığı ise ''çok yaşa''



Kuş Yuvası Stadyumu



Olimpiyat Köyü

Jingshan

Çin İpeği


Yasak Kent

Bu Mermer kabartma tek parça 250 ton-Yasak Kent