3 Kasım 2014 Pazartesi

BUDAPEŞTE

Orta Avrupa'nın Parisi

Budapeşte'ye ilk kez 1987 yılında otomobilimle gittim.
Berlin'i ikiye bölen duvar tüm çirkinliği ile yerli yerindeydi o zaman...
Almanya, Federal ve Demokratik olmak üzere iki ayrı devlet,
başkalarının 1956 kalkışması nedeniyle anımsadığı Macaristan, bizim için futbol tarihimize altın harflerle yazdığımız 3-1'lik galibiyetin yenik tarafıydı sadece...(*)
Ve ben, şairin dediği gibi '' yolun yarısını'' henüz geride bırakmıştım.

Gellert Tepesinden Buda ve Peşte


O günlerde boydan boya dolaştığım Macaristan, dünyaya ile ilgisini kesmiş, başka alemlerle hem hal olan, kendi halinde bir ''sufi dervişi'' duygusu uyandırdı bende;  sessiz, sakin, durgun...
Budapeşte ise; kapıları dış dünyaya kapalı, loş, kasvetli ve içindeki her şey grimsi-mavi tozdan bir örtüyle kaplı; bakımsız tarihi bir saray görünümündeydi. Boyası dökülmüş İkarus marka otobüsler, her yanından ayrı bir ses çıkan yeşilimsi, adeta yürüyen bir demir yığını görünümündeki tramvaylar, benim gibi bir Akdenizli'nin sabır taşını çatlatacak bir kabullenmişlikle duraklarda sessizce bekleyen vakur insanlar, bir kaçı hariç kim bilir en son ne zaman onarılmış tarihsel yapılar, bakımsız parklar ve yollar... İşte 27 yıl öncesinden belleğime kazınmış bir Buda ve Peşte manzara-i umumiyesi...
Bu günkü Budapeşte'yi anlatmadan önce o günlerden ve o günkü Budapeşte'yi daha kolay anlamanıza yardımcı olacak bir anımı aktarayım.
Citadel'den Peşte

Gez, dolaş, ye, iç sonunda tuvalete ihtiyacı doğuyor.
Sorduk, soruşturduk; tariflediler. Tuvalet, Lenin Körüt'deydi. Bu cadde o zaman Budapeşte'nin en ünlü, en uzun caddesiydi ve neredeyse bir çevre yolu gibi kenti sarıp sarmalıyordu (90'larda caddenin adı değişti ve 4-5 ayrı caddeye bölündü).
Tuvalete vardığınızı 8-10 metre kala kokusundan anlıyordunuz. O yıllarda Anadolu'daki terminal tuvaletlerinden alışkın olduğum için, bu kokuyu hiç yadırgamadım. İçeride eski, ahşap bir masa, önünde 10-15 kişiden oluşan insan kuyruğu... Kuyruktakilerden sırası gelen, masaya bir kaç forint koyuyor, masa başındaki adam elindeki kağıt rulosundan 20-25 cm kadar  grimsi bir  kağıt koparıp  sırası gelene veriyordu. Sıra bize geldi, parayı ödedik, adam bana elindeki rulodan kopardığı zımpara kağıdı kıvamındaki sözüm ona tuvalet kağıdını uzattı. Uzattığı kağıt parçasını almayınca, adam  kabini gösterip,
-''Hemşerim içerde kağıt yok bilesin'' mealinde Macarca bir şeyler söyledi .
Zincir Köprüye vurulan Evlilik Kilidi

Eşim her zaman tedbirli olduğu için bu tür seyahatlerde tuvalet kağıdını yanımızdan eksik etmezdik. Neyse tuvaletle işimiz bitti. Ben elimdeki tuvalet kağıdı tomarını masadaki adamın önüne bıraktım. Adam, akça pakça; ipeksi yumuşaklıktaki  ruloyu ona gerçekten verdiğime inanamıyormuş gibi yüzüme baktı. Ardından tuvalet kağıdını göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir sürede çekmecesine attı. Yanından ayrılırken, duyulur duyulmaz bir sesle ''danke'' dedi...
O günlerde kaliteli tuvalet kağıdı bile yoktu Budapeşte'de...
O tarihten sonra bir kaç kez daha gittim Budapeşte'ye. Her gidişimde,
-''İyi ki bir kez daha gelmişim'' dedirten bir Budapeşte buldum.
...........

Macarlar bize akraba bir ulus. Biz Anadolu'ya doğru yol alırken onlar da neredeyse aynı yıllarda (İS 896)  Orta Asya'dan bu günkü Macar Ovasına göç etmişler. Göç eden 7 Macar boyunu önderi  Arpad adlı bir kahraman, ilk başkentleri ise Estergon imiş. 
Osmanlılar 1526 yılında Mohaç savaşı ile Macaristana egemen olmuşlar ve burada yaklaşık 150 yıl eğleşmişler.

Bu kısa tarihsel anımsatmadan sonra gelelim Budapeşte'ye. Tuna Nehrinin batı yakasında yer alan Buda ile doğu yakasında yer alan Peşte'nin 1873 yılında birleşerek oluşturduğu Budapeşte'de yaklaşık 1.8 milyon kişi yaşıyor(2014).

Eğer özel bir ilgimiz yoksa; Macaristan sözcüğünü duyduğumuzda genelde ilk aklımıza gelen yer Estergon Kalesidir. Bizlerde bu yargının yer etmesinde; adı haksız bir şekilde ''darbelerin türkücüsüne'' çıkan, gür ve tok sesli Hasan Mutlucan'ın söylediği Estergon Kal'ası türküsünün payı büyüktür.

Nerelere gidilir
Budapeşte ve çevresinde gezip görülecek, yenip içilecek bir çok yer var. Zamanınız kısıtlıysa, yani 3 günden az kalacaksanız kentin dışına çıkmayın derim.
1956 İhtilalinin Başladığı Üniversite
Ama Budapeşte'ye 3 günden daha fazla zaman ayırmak niyetindeyseniz; kenti tanımaya Tuna üzerinde tur yapan teknelerden ''tur satın alarak'' başlayabilirsiniz. Kısa turlar yaklaşık 1 saat kadar sürüyor. Tekneden inmeden, Strauss'un Mavi Tuna'sı eşliğinde Tuna'nın her iki kıyısında yer alan çoğu 19.yy'da yapılmış barok ve klasik mimari tarzı binaları fotograflayabilirsiniz. Tuna'nın Peşte bölümünde yer alan Parlemento Binası'nın, 1956 yılında Macar ihtilalinin ilk kıvılcımının çakıldığı  Üniversite binasının, Buda tarafında ise; Balıkçılar Tabyası, hemen arkasındaki Mattihas Kilisesi ve Citadel'in tekneden görünüşleri muhteşem; hele hava güneşliyse. Bu arada Budapeşte'de mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olan ''Zincir Köprü'nün'' en güzel fotografını da teknedeyken çekebilirsiniz.

Bir başka turun programında ise; ilkine ek olarak Tuna'nın ortasında yer alan ve kente uzak olamayan Margit(Margaret) Adası var.
Margaret(Margit Adası)
Tekne, nehir turu bitmeden yaklaşık bir saat kadar, tümüyle ağaçlarla kaplı Margit Adası'nda mola veriyor. Ada, saunaları, açık-kapalı havuzları, banyoları, spor alanları, oteli ve restoranı ile tam bir SPA merkezi . Bir adı da Kızlar Adası olan Margit'i yürüyerek de Macar Kadanalarının çektiği klasik kupa arabaları kiralayarak da dolaşabilirsiniz. Adada turu yapan bir de tren var.

Uzun tur ise yaklaşık 5 saat sürüyor ve Estergon'a kadar nehir yoluyla gidiyorsunuz. Vaktiniz çok olsa da 5-6 saat bir teknede olmak sıkıyor insanı. Onun için ben size Margit adası turunu öneririm.
Tekneler, Peşte'de  Elizabeth Bridge ve Chain Bridge arasındaki kıyıdan kalkıyor.

Buda
Buda, Tuna'nın sağ sahilinde yer alıyor. Genelde varlıklı kesimlerin oturduğu kent Peşte'den çok daha fazla tarihsel anıtlara sahip. Burada ilk Ziyaret edeceğiniz yer Balıkçılar Tabayası(Fisherman's Bastion) olmalı.
Balıkçılar Tabyası
Tunayı tepeden gören 7 burçlu bu kale, 19 yy sonlarında Frigyes Schulek tarafından neo gotik tarzda tasarlanmış. 2. Dünya Savaşı sırasında  zarar görünce onarımı Schulek'in mimar olan oğlu tarafından yapılmış.
Balıkçılar Tabyası
Buraya, sadece görmek için değil, burçlarda bir süre oturup müthiş Tuna ve Peşte manzarasını sindire sindire izlemek için gelin. Burçlardan Peşte'ye doğru çok güzel karaler alacağınızın garantisini verebilirim.


Tabyanın hemen ardındaki küçük meydanda Macarlar'ın ilk hristiyan kralı St.Stephen I'in güzel bir heykeli var.

St. Mattihas Kilisesi. 
Bu kilise de tabyanın hemen ardında yer alıyor. İlk yapılış tarihi 1015. Ama daha sonra bir çok değişiklikler yapılmış.

St.Matthias Kilisesi



Aziz olarak anılan Kral Matthias kiliseye çan kuleleri ekleyince, adı St. Matthias olarak anılmaya başlanış.


Gotik barok karışımı bir mimari yapısı olan kilise, Türklerin Budapeşte'yi almasından sonra, içindeki ikonlar kaldırılmış. Fresklere ise zarar verilmeden üzeri alçı ile kapatılarak camiye dönüştürülmüş.

Kiliseyi içinden de görmek isterseniz 3 € ödemeniz gerekiyor

Gül baba Türbesi


Gül Baba'nın Sandukası
Gül Baba(asıl adı Cafer), Macaristan'ı Osmanlı Topraklarına katan Kanuni tarafından tekke kurması için Buda'ya(Budin) davet edilen bir Bektaşi Dervişidir. Çevresinde hem hıristiyanlar hem de müslümanlarca sevilip sayılan Gül Baba 1541 yılında ölünce, mezarının üstüne 1548 yılında bu türbe yapılmış. Osmanlılar Macar Topraklarından çekilince burası bir şapel olarak kullanılmış.
Gül Baba Türbesi
Sultan Abdülaziz'in girişimi ile 1885 yılında şapel, yeniden türbeye dönüştürülmüş. Benim ilk ziyaretimde bakımsız olan türbe, şimdi aslına uygun olarak yeniden onarılmış. Budapeşte'deki ender Türk eserlerinden biri olan sekizgen biçimli türbeyi muhakkak ziyaret edin. Türbe bir tepenin üstünde; adı da Gül Baba Tepesi(Rozsadomb).Türbenin girişinde ise Gül Baba'nın bir heykeli var. Türbeye giriş ücreti 1.5 €

Bu arada hazır Buda'da iken Türklerden kalan ve bu gün hala hizmet veren tipik Türk Tipi kubbeli ''Horoz Kapısı Hamamını(Kirlay)'' ve ''Veli Bey Hamamını(Csaszarfürda)'' da görün. Bu hamamlarda kaplıca suyu kullanılıyor.
Kraliyet Sarayı
Peşte'den ya da Tuna üzerindeki bir tekneden baktığınızda Buda sırtlarında muhteşem bir yapı göreceksiniz. Bu yapı, 1255 yılında yapılan ama   1686 yılındaki büyük onarımdan sonra günümüze kadar görünüşünü değiştirmeyen Kraliyet Sarayıdır. 1957 yılında müzeye dönüştürülen Saray, bu gün National Gallery ve Macar Tarih Müzesine ev sahipliği yapmaktadır.
Kraliyet Sarayı-Peşte'den gece görünüşü
Müzede 19. ve  20.yüzyılda yaşamış Macar sanatçılarının eserleri sergileniyor.  Pazartesi hariç hergün 10.00 ile 17.30 arası hizmet verenulusal galeriye girişin hediyesi ise yaklaşık 3.5 eurodur. Tarih Müzesine giriş ücreti biraz daha pahalıca; hediyesi

4.5 euro.
1992 yılındaki bir seyahatimde galerinin kapanmasına az bir süre kala kapıya dayanmıştım. Kapıdaki görevli galerinin kapanmak üzere olduğunu söyledi; giremezmişiz!
İnanması zor ama Türk olduğumu söyleyince ; gülümsedi ve bizi içeri aldı. Galerinin hemen girişindeki duvarda büyük bir tablo vardı. Ziyaretçilere adeta hoş geldin diyen tablo Mohaç Savaşını betimliyordu.
Gellert Hill(Citadel)
Budapeşte'nin Buda yakasında görülmesi gereken yerlerden biri de Gellert Tepesi'dir(Citadel). Gerçekte Tuna'dan 140 metre yükseklikte olmasına karşın, aşağıdan bir kartal yuvası gibi görünür. Tepedeki en önemli yapıt Liberty Statue'dır(Özgürlük Anıtı). Bu anıt 2. Dünya Savaşında ölenlerin anısına yapılmış.
Gellert Tepesi- Özgürlük Anıtı
Anıtta Kızıl Ordu Askerlerini betimleyen heykeller Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra kaldırılmış. Genç Bir Kızın elinde hurma ağacı yaprağı tutması bana ilginç geldi. Tepede görülmesi gereken bir başka eser ise ; Elizabeth Köprüsüne tepeden bakan piskopos Gellert'in heykelidir. Piskopos, o zaman pagan olan Macarları hıritiyan yapmak için buraya gelmiş ama paganlar onu bir varile koyup tepeden Tuna Nehrine yuvarlamışlar. Macarlar Hıristiyan olduktan sonra yaptıklarına pişman olmuş olacaklar ki; adamı kutsayıp buraya heykelini kondurmuşlar. Aynı tepede Habsburlar tarafından yapılmış, hala ayakta kalan bir de kale(citadel) var(1854).

Tepeye bir noktasına kadar araba ile çıkabiliyorsunuz. Kalan bir kaç yüz metreyi yürümeniz gerekli. Endişe etmeyin:Tepeye tırmanırken durup soluklanır ve çok güzel fotograflar çekebilirsiniz.
Burası UNESCO'nun Dünya Mirası Listesindedir.
Gellert Tepesine giriş 4 € civarında.
Aziz Matthias-Gellert Tepesi








Peşte
Şimdi sıra Peşte'yi dolaşmaya geldi.
Yukarıda da yazdığım gibi Peşte Tuna'nın doğu yakasında yer alıyor. Burada il görmeniz gereken yer hiç kuşkusuz Heroes Square'dir.
Heroes Square

Yaklaşık 2.5 km uzunluğundaki, Budapeşte'nin bir anlamda alış veriş merkezi sayılan Andrassy Caddesi'nin Dözsa Gyorgy Caddesi ile buluştuğu köşede bulunan Kahramanlar Meydanı, çevresinde bulunan müzeler, hemen arkasında yer alan kent parkı, parkın içindeki kiliseler, Szcehenyi SPA merkezi ile adeta bir açık hava müzesi gibi . Meydanda bir çok heykel var.
Arpad ve 6 Boyun Önderleri -Heroes Square
Osmanlılara karşı Şavaşan Hünyad-ı Yanoş'un heykelinden (Jan Hünyad) tutun da Macarların Orta Asya'dan göç eden 7 boyunu betimleyen heykellere kadar... Bu heykel galerisi içinde beni en çok etkileyen heykelse Kral Arpad'ın tunçtan dökülmüş at üstündeki heykeliydi. Yurt dışı gezilerimde bu tür heykelleri gördüğümde içim sızlar, kıskançlık demiyeyim ama bunları yapana- yaptıranlara gıpta ederim. Yeri geldiğinde ''bizden daha büyük ulus yoktur'' deriz ama tarihimizdeki büyükleri bir sembolle de olsa ölümsüzleştirmeyiz. Neyse geçelim... 

Arpad ve öteki 6 boyun heykelinin bulunduğu kaidenin üstünde  Macaristan Krallığının Altın Tacını elinde tutan bir de Cebrail (Cibril) heykeli bulunuyor. Tacın aslı National Museum'daymış.
Cebrail ve altın taç-Heroes Square

Bu meydana bundan tam 22 yıl önce, Ağustos 1992'de  Papa ll.Jeann Paul gelmişti. Meydanda mahşeri bir kalabalık vardı ve ben eşimle birlikte oradaydım.
Bu alanda beni en çok etkileyen anıt ise; komünist düzene karşı çıktıkları ve özgür Macaristan için savaştıkları için 1956 yılında Ruslarca öldürülen 17 bin Macar gencinin anısına yaptırılmış olan mütevazı anıttı. Tüm özgürlük savaşçılarına buradan selam olsun, ışıklar içinde yatsınlar.
Meydan'ın Batısında güzel sanatlar ve altın müzesi(Art and Gold Museum) hemen arakasında ise;Kent Parkı(Varosliged) var. Park 1896 yılında eski bir bataklığın üzerine kurulmuş. Parkta küçük bir de göl var. Bu gölün kaynağı kaplıca suyu olduğundan dolayı kışın en kış olduğu günlerde bile donmazmış. Gölün üzerindeki küçük bir köprüden kent parkına geçiyorsunuz. Parkın içinde bir SPA merkezi(Szcenyi), küçük bir kale(Vajda Hunyad) ve kalenin karşısında bir aqua park var. Ayrıca parkta kışın hizmet veren buz pateni pisti de bulunuyor. Parkın kuzeyinde ise Budapeşte  Hayvanat Bahçesinin sınırları başlıyor.
City Park



Szecenyi SPA
Parlemento Tuna'nın hemen kıyısında yer alıyor. Gotik biçemli bu görkemli binanın Mimarı İmre ( Emre)Steindl. Parlemento binasının temeli 1885 yılında atılmış. Yapımı 9 yıl sürmüş ve 1904 yılında hizmete girmiş. Kara Avrupası'nda büyüklük olarak Çavuşesku'nun Başkanlık Sarayı olarak yaptırdığı ama oturmasının kısmet olmadığı Romanya Parlemento Binasından sonra ikinci sırada bulunan bu simetrik yapılı binanın 691 odası var.
Balıkçılar Tabyasından Parlemento Binası
Parlemento binasınını kulelerinin yüksekliği 96 mt. Parlementoya saygıdan olsa gerek Macaristan'da 96 metreden daha yüksek bina yapmak yasakmış. Bizim kensel dönüşümcü yükleniciler bu yasak nedeniyle burada aç kalırlar sanırım.

Bina, gündüz bir başka gece bir başka güzel. Vakit geceyse ve siz Peşte'deyseniz ışıklandırılmış Parlemento binasının büyülü görünüşünden etkilenmemeniz olanaksız. Ben bu binayı ancak Londra'daki Westminsterle kıyaslayabilirim.
Parlemento binasını gezmek için rehber kullanabilirsiniz. Kendiniz gezmek isterseniz hediyesi yaklaşık 10 €.
Parlemento binasının hemen karşısında ise Etnografya Müzesi yer alıyor. Müze 1872 yılında kurulmuş. İçinde Macar halkının günlük yaşamnıda kullandığı ev ve mutfak eşyaları, giysiler, tarım araç ve gereçleri; kısaca Macarlara ait ne varsa sergileniyor. Müzeye girmek için 4 euro ödemeniz gerekiyor.                         St. Stephan Bazilikası
Zincir Köprü- Gece

(Aziz İstvan Kilisesi)
Kilise Peşte'de görülmesi gereken yerlerden biri. Yapımı yarım yüzyıldan biraz fazla süren Kilise 1905 yılında ibadete açılmış ve ilk Macar Kralı olan St. Stephan'a(Aziz İstvan) adanmış. Neo klasık mimari özelliği taşıyan kilisenin çan kuleleri de Parlemento Binasındaki gibi 96 metre. Kilise ibadete açık. Ama aynı zamanda burada konserler de düzenleniyor. Yerli ve yabancı sanatçılar, her hafta perşembe günleri akşamı burada konser veriyorlarmış. Ben ziyaretlerimden birinde gündüz bir konsere rastlamıştım.
Kiliseye giriş ücretli; 5 euro civarında. Paraya kıyıp ziyaret edin derim.
St.Stephan

Peşte'deki ilginç yapılardan biri de Yahudi Mahallesindeki(getto) Büyük Sinagog'dur( Dohany Sinagog). Bu sinagog Avrupa'nın en büyük, dünyanınsa 7. büyük sinagoguymuş. Mimarı Ludwig Forster olan sinagogun yapımı  5 yıl sürmüş ve  1859 yılında ibadete açılmış. Ortadoğu'dan esintiler taşıyan, Roman, Gotik karışımı değişik bir mimari biçemi var. Sinagog bir külliye gibi. Çevresinde Yahudi Kahramanları tapınağı, mezarlık, soykırım anıtı ve bir müze var. 1939 yılında Naziler tarafından bombalanan sinagog, komünizm döneminde uzun süre ahır olarak kullanılmış, ancak 1996 yılında onarılarak yeniden ibadete açılmış. Savaş hakkındaki düşüncelerinizi gözden geçirmenize olanak verecek olan bu külliye sizi bir süreliğine de olsa  Budapeşte havasından alıp götürecek. Değişik bir ortam, ziyaret edin.Giriş ücreti 7.5 euro.
Great Market Hall(Nagycsarnok)
Özgürlük Köprüsünün Peşte çıkışındaki Fovam Meydan'ın hemen kıyısında bulunan bu market, Budapeşte gezi izlencenizde kesinlikle yer almalı.
Great Market

Great Market Hall 1896 yılında hizmete girmiş. Giriş katında sebze meyve dükkanları, geyik eti dahil hemen her tür et satan kasaplar, baharatçılar, şekerlemeciler, ünlü Tokayi şarapları satıcıları, hediyelik eşya dükkanları... Sözün özü her şey var; derde devadan gayri. Üst katlarda ise geleneksel Macar yemekleri sunan restoranların da varlığından söz etmeliyim. Buraya Budapeşte'nin ünlü caaddesi Vaci Utca'dan yürüyerek de ulaşabilirsiniz. Market Pazar günleri kapalı, diğer günler  sabah saat altıda açılıyor.
Şeker Dürüm
Budapeşte'de Budayı Peşte'ye bağlayan tam 9 tane köprü var. Bunlardan en ünlü olanı hiç kuşkusuz Chain Bridge'dir(Zincir Köprü).
Zincir Köprü'nün Peşte Tarafı-Dostlarla
Köprüyü bir baştan bir başa yürüyerek geçmenizi öneririm. Köprü üzerinden her iki yakanın fotograflarını çeker hem de altınızdan nazlı nazlı akan Tunan'ın Kara Ormanlardan başlayan yolculuğunun Budapeşte bölümüne daha yakından tanık olursunuz. Elizabeth, Özgürlük ve Margaret Köprüleri ise Tuna üstündeki 9 köprüden birkaçı. Margaret Adasının hemen yanı başından geçen Margaret(Margit) Köprüsü ise 2.Dünya Savaşında tümüyle yıkılıp savaş sonrası yeniden yapılmış.

National Museum(Ulusal Müze)
Günümüz Macaristanı ile tarihteki Macaristan'ı tanımanıza yardımcı olacak olan bu müzenin kuruluşu 1802 yılına kadar gidiyor. Müzede Macaristan'da eyleşmiş olan halkların tarihi anlatan  bölümlerin yanı sıra, tören kıyafetlerinin geleneksel giysilerin ve çeşitli müzik aletlerinin sergilendiği bölümler var. Pazartesi günleri kapalı. Giriş 4 euro.

Hazır Budapeşte'ye gelmişken başka nerelere gidilir 

Budapeşte'ye gelmişken iyi bir planlamayla, ziyaretinizi bir gün içine sığdırabileceğiniz bir kaç turistik yerden de söz etmek isterim.
Estergon(Estergom)
Bizlerin Estergon, Macarların ise Estergom diye adlandırdığı kent Budapeşte'nin yaklaşık 50 km. kuzey-batısında, Macaristan Slovakya sınırını oluşturan Tuna'ın  sağ kıyısına kurulmuş tarihi eskilere dayanan bir kent. Estergon'un Kral İsvan zamanında Macarların ilk başkenti olduğu söyleniyor. Bizim tarihimiz açısından da önemli bir yeri olan ve türkülerimize konu olan Estergon kalesinin yapımı 13. yüzyıla kadar ulaşıyor. Yaklaşık 150 yıl Osmanlı egemenliğinde kalan Estergon'da  büyük bir Katedral  var. Katedral, rehberimizin söylediğine göre Macaristan'daki en büyük kiliseymiş ve aynı anda 8500 kişi ibadet edebiliyormuş... Bu günkü katedralin yerindeki kilise, savaşlarda yıkılınca bu katedral yapılmış. Katedraldeki şapellerden birinde yüksek kabartmalı heykellerin kırılmış olduğunu görünce nedenini; bir Türk ile evli Macar rehberime sordum.
Estergon Katedrali

-''Sizin atalarınız bu şapeli camiye dönüştürmüşler, camide insan sureti görmemek için bu güzelim heykelleri kırmışlar ''dedi, kızgınlığını gizlemeden. 
Katedralin içi müze gibi. İçindeki org ''dünyanın en büyük orguymuş''. Ayrıca katedralde azizlerin cam muhafaza içinde mezarları yer alıyor. Bodrum katındaki mezarlıkların ise ilginç bir öyküsü var. Zamanın papazları katedrale gömülenlerin kutsanıp doğrudan cennete gideceğine dair bir öykü uydurmuşlar. Parası olan buraya gömülmüş. Bodrumda yer kalmayınca papazlar gömüldükten yıllar sonra ziyaretçisi kalmayan mezarları boşaltıp yeniden satmışlar.Uyanık papazlar bu yolla köşeyi dönmüş olmalılar.
Kalede bir de savaş müzesi var. Orada sergilenen silahlar arasında Osmanlılar'dan kalanları da görebilirsiniz. 
Tuna nehri Estergon ile Slovakya arasında doğal bir sınır. Buradan karşının görünüşü çok güzel.
Estergon'dan Tuna ve Ötesinde Slovakya

Katedral'e girmek ücretsiz ama Hazine odası için gezmek isterseniz yaklaşık 2 euro ödemeniz gerekli. Kaleye giriş ise 3 euro. Katedral bir tepede asansörle çıkmak isterseniz 30 euro cent kadar Forint ödemeniz gerekiyor. 
Estergon'a Arpad Hid  Otobüs Terminalinden kalkan belediye otobüsleri ve Kaleti Gar'ından kalkan trenle ile karadan, tur yapan teknelerle Tuna'dan ulaşabilirsiniz. Belediye otobüsü ile yol  bir saatten fazla sürüyor. Otobüs bileti yaklaşık 3 tren bileti ise 4 euro. Tekne turu ise yukarıda açıkladığım gibi biraz daha pahalı ve 5-6 saat sürüyor; tercih sizin.
Otobüsle de gitseniz trenle ya da tekneyle; kaleye çıkmak için hediyesi 1 euro olan minübüslere binmeniz gerekiyor. Benden söylemesi...
Visegard  Budapeşte Estergon yolunun 44. kilometresinde olan turistik bir küçük kent. Burayı ilk kez Şeker Bayramı tatilinde katıldığım Orta Avrupa Turu'nda gördüm. Kent, Tuna kıyısında; sırtını geyik ve av hayvanları ile dolu bir ormanla kaplı bir tepeye yaslamış. Dağın tepesinde ise görkemli bir kale var. Daha önce Avrupalı Krallar burada toplandığı için kralların kenti olarak da anılıyor.
Visegrad
Rehberimiz buradan alış veriş yapabileceğimizi söyledi. Türkler'in işlettiği iki  mağaza varmış ve alış veriş yapan Türklere belli bir miktarda indirim yapıyormuş. Ben eşim ve ben ''şerbetli olduğumuz'' için alış veriş yapmadık ama alış veriş yapan arkadaşlara ,

-''İndirimden ne haber?'' diye sorduğumuzda; aldığımız yanıt pek iç açıcı değildi doğrusu.
Ne demişler'' Türk Türkle gurbette aşk yapar''.
Ama haklarını yemeyelim müşterilere sundukları demli çay nefisti; memleket kokusu getiren bir esinti gibiydi.
Hazır Estergon'a gelmişken burayı da ziyaret edin, ilginç bir yer.
Visegard'a otobüsle yaklaşık 2 euro ödeyerek ulaşabilirsiniz.
Szentendre Aynı Visegard gibi  Budapeşte Estergom yolu üstünde ve Budapeşte'ye 22 km. mesafede.  
Bu kentin kuruluşuna bir anlamda Osmanlılar yol açmış. Osmanlılar Macaristan'ı egemenlikleri altına alınca, Osmanlılardan kaçan Ortodoks Sırplar buraya gelip yerleşmişler. Kentin Budapeşte'ye yakın olması bir çok sanatçının buraya yerleşmesine ve burada atölyeler kurmasına neden olmuş. Gerçekten de Szentendre'de birçok sanat atölyesi görmek mümkün. Özellikle seramik atölyeleri hemen her köşede var. Ayrıca resim galerileri, antika ve  hediyelik eşya dükkanları burayı aynı zamanda turistik bir merkez haline getirmiş.
Szentendre

Buradan başta seramik olmak üzere Macaristan'a özgü el sanatları (işlemeli dokumalar, iğne oyaları, tahta mutfak gereçleri vb. ) satın alabilirsiniz. Alış veriş yapanlar en çok el yapımı masa örtülerine rağbet etmişler. Dönüş yolumuzda en çok söz konusu olan alış veriş buydu çünkü
Szentendre'ye Buda'daki Batthyany Square'den kalkan otobüslerle gelebilirsiniz. Hediyesi yaklaşık 2 euro.
Alış veriş
.Budapeşte'de alış veriş mekanları genelde Peşte'de toplanmış. Alış veriş yapacağınız en önemli iki cadde var. Biri St.Stephan Bazilikası'nın ardından başlayıp Heroes Meydanına kadar uzanan 1870 yılında açılan ve  yaklaşık 2.5 km. uzunluğundaki Andrassy Utca(Cadde).
Andrassy Utca
Bu caddede aradığınız her şeyi bulabilirsiniz. Alış veriş yapmasanız bile bu caddeyi boydan boya yürümenizi öneririm.Her iki yanı dekoratif ağaçlarla süslü bu cadde ''kalem'' gibi düm düz. T.C. Macaristan Büyükelçiliği'nin, Yunus Emre Kültür Merkezinin bu cadde üzerinde olduğunu söylemeliyim. Eğer ilgileniyorsanız, Terör Müzesi ve Devlet Opera Binası da bu caddede.

.Vasi Utca
Peşte'de bulunan ve trafiğe kapalı olan Vasi Utca, sağlı sollu mağazaları, hediyelik eşya dükkanları, restoranları , cafeleri ve gece kulüpleri ile alış verişin ve eğlencenin kalbinin attığı Budapeşte'nin en ünlü caddesidir. Burada ünlü markaları, Macar Kadınlarının göz nuru dökerek işledikleri geleneksel nakışları, bu nakışların uygulandığı kadın elbiselerini, dokumalarını, masa örtülerini ve seramiklerini bulabilirsiniz. Fiyatlar mı ? Biraz turistik. Pazarlık gücünüzü artırmak için nakit kullanmanız yararınızadır.
Vasi Utca

Vasi Utca ayrıca Duna Plaza adlı bir alış veriş merkezi de var. Buradan Ünlü Macar Şarabı olan Tokayi alabilirsiniz. Tokayiler 1'den 7'ye kadar numaralanmış. Rehberimiz 3 ve 6 numaraları önerdi. Size de öneririm.
.Buda'da Gellert Tepesi ile Tuna arasında kalan kesimde Mammut adlı bir AVM de alış veriş yapanların gözde mekanlarından. 
Ayrıca Terez Körüt(Cadde) üzerinde bulunan (Vasi Utca'ya yakın) ve 1999 yılında açılan West End AVM'de alış veriş için önemli olanaklar sunmakta.

Bit Pazarı(Esceri Bolhapiac)
Eski ve antika şeylere merakınız varsa Hofherr Albert Caddesindeki sokak pazarına ve antika eşyalar bulabileceğiniz İstvan Utca'ya gitmenizi öneririm. Alış veriş yapmasanızda bir görün derim.
Nelere dikkat etmeli
.Eğer Budapeşte'ye bir turla gelmediyseniz ilk yapacağınız iş Budapeşte Kent Kartı satınalmalısınız. 3 günlük kart 15 euro. Bu kartla metro ,otobüs ve tramvaylara 72 saat boyunca ücretsiz binersiniz. Ayrıca devlete ait müzelerin giriş ücretinden %10 ile %20 arasında indirim alabilirsiniz.
.Kente havaalanından otobüsle gelin. Bilet 1 euro. Yok ben otelime kadar taksiyle gideceğim derseniz; 20 euroyu gözden çıkarmanız gerekli
.Kenti Bisikletle dolaşmak isterseniz ki öneririm; günlüğü 15 euroya bisiklet kiralayabilirsiniz. Bisikleti sadece Peşte'de kullanın. Buda tarafı dağlık; güçlük çekersiniz.
.Budapeşte'de 4 hatlı bir metro sistemi var. Biletleri Metro istasyonundan yada gazete bayilerinden alabilirsiniz. Son metro treni 23.20'de kalkıyor.
.Budapeşte'ye ilk geldiğimde tekne ile Tuna'da tura çıkmıştık. Bize dağıtılan kulaklıklarda Korece dahil  22 dilde açıklama yapılıyordu ama Türkçe yoktu. Kaptana,
-''Neden Türkçe açıklama yok ''dediğimde, kaptan anlamlı anlamlı gülmüş ve
-''Türkler ne zaman buraya eğlenmeye değil de bir şeyler görmeye  gelirlerse, o zaman Türkçe yayın yaparız ''dedi. Eğlenmekten ne kastettiğini anlamışsınızdır umarım. Ama Şimdi tüm turlarda Türkçe rehberlik hizmeti veriliyor. Ne dersiniz ? Artık bir şeyleri görmek için mi gezmeye başladık?
.Macarca'da (bir bölümü Arapça'dan ve Farsça'dan dilimize yerleşmiş) 2000 bin civarında Türkçe sözcük var. En çok kullanılan adlar ise yine bizden geçmiş; İmre(Emre), Attila gibi.
Ne yenir ne içilir
.Macaristan denince akla ilk gelen şey, havuç, patates, dana eti, biber, ve sostan oluşan kıvamlı bir çorba olan Gulaşdır. Huyumuzdan mı suyumuzdan mı bilinmez bir şeye Türkçe isim yakıştırmayı pek severiz.
Yeömekte Çigan Müziği
Söz gelimi Berlin'in adının orayı ilk kez gören yeniçerinin ''Bre len, bre len!'' deyişinden geldiğine inanırız. Gulaşada  yeniçerilerin kul aşı dediğini ve Macarların Gulaş adını oradan aldıklarına çoğu okumuş yazmış olanlarımız bile'' yemin kasem'' ederler. Oysa gulaş, Macarca'da sığır çobanı demekmiş. Kullukla efendilikle bir ilgisi yok yani. Gulaş metal çorba tabaklarında servis ediliyor ve bunlara ''bokraç'' diyorlar. Bizim bakraçla bir ses benzeşmesi var ama aynı şey mi emin değilim. Her neyse bu kadar etnografik bilgi yeter. Ben Budapeşte'de bir kaç kez gulaş yedim ama gulaşı  en iyi ,Köln- Neumarkt Meydanında Macaristan göçmeni bir Alman'ın yaptığını rahatlıkla söyleyebilirim. Ama hazır Budapeşte'ye gitmişken yiyin.
Szentendre'de Öğle Yemeğl

.Bizim yaprak ve lahana sarma ve biber dolma da Macarların geleneksel yemekleri arasında yer alıyor. Eh ne de olsa 150 yıl birlikte yaşamışız.
.Bu arada 25 yıl önce esamesi bile okunmayan dönerin yaygın olduğunu söylemeliyim. Bir çok yerde olduğu gibi burada da döner işi Türkler'de. Memleket hasreti bağrınıza çöktüyse bir dürüm yiyin.
. Ne içeceğinize gelince; en önemli şaraplarının adı Tokayi, birkaç cinsi var. Yukarıda da yazdığım gibi rehberimiz 3 ve 6 numaralı olanlarını önerdi. Bir de evlerde yapılan ve alkol derecesi 70-80 arasında değişen boğma rakıları var. İçerken dikkat!  Uyarmadı demeyin.
Bu arada bir kaç bira markası da vererek yeme içme faslına son vereyim. Sarges, Szalan,
Karpachi ve Duvel...
Eğlence
Budapeştede eğlencenin her türlüsü var. ''Table dance'' yapılan gece kulüpleri  ve gençler için diskolar var. Ayrıca hem geleneksel Macar danslarını izleyip hem de Macar yemeklerini yiyeceğiniz restoranlar da mevcut. Macar kızlarının da güzel olduklarını anımsatırım.
Vasi Utca'da bir gece kulübü


THY'nin Budapeşte'ye hergün karşılıklı bir kaç seferi var.


TÜRKİYE BUDAPEŞTE BÜYÜKELÇİLİĞİ
Embassy of the Republic of Turkey in Budapest

Adres: ANDRASSY UT. 123 1062 BUDAPEST/HUNGARY
Telefon: 00 36-1 344 50 25 (5 hat)
Faks: 00 36-1 344 51 43 (Dahili 119 mesai saatleri içinde)
budapest@turkishembassy.hu




Tiyatro
Yunus Emre Kültür Merkezi -Andrassy
St.StefanI


Balıkçılar Tabyası-Ayrıntı
Budapeşte'de Artık Türkçe Rehberlik de var
Gül Baba



Visegrad Şakir'in yeri
Estergon Katedrali

Estergon Katedrali

Budapeşte'de Bir Ara Sokak

Büyük Sinagog



21 Eylül 2014 Pazar

TAVUK TİCARETİ NASIL YAPILIR
Bir çocuğun ilk satış deneyimi

Yıl 1959. Şimdi hayatta olmayan, aynı adı taşıdığım dayım, askerden gelmiş ve henüz bir işe girmemişti. Babam ona bir iş ayarlıyacağını ama işe girmek için bir kaç hafta beklemesi gerektiğini söylemişti. Ancak dayım, devamlı bir işe girinceye kadar geçici de olsa bir iş yapmak istiyordu. Babam,
-''O halde kısa bir süre için tavuk al sat ''dedi.
Tavuğu sadece yemek  masasında gördüğünü sandığım dayım,
-''İyi de enişte, tavuğu nereden bulacağız? Üstelik ben al sat işinden hiç anlamam'' dedi.
Babam,
-''Tavuk işi kolay. Çörten'e gider, benim selamımı söyler, istediğiniz kadar tavuğu uygun fiyatla alabilirsiniz.'' Başıyla beni işaret edip,''Yaşar da bu konuda sana yardımcı olur, köyde herkesi tanır o'' diye ekledi.,
-''Tamam tavukları aldık da onları  nerede, nasıl satacağım?''
-'' Pazar günü kanalın üstündeki pazar yerine götürürsünüz, Yaşar- beni kastediyor- bu işleri iyi bilir, tavukları o satar, sen de başında durursun''.
Dayımın kafasının bu işe pek yatmadığını hissettim. Ama askerden yeni gelmiş, paraya da ihtiyacı var, en önemlisi emir büyük yerden... Bana gelince; babamın benim hakkımda söyledikleri gururumu okşadı. Dayıma kılavuzluk edip onu köye götürecek ve hiç tanımadığı kişilerle tanıştıracağım. Birdenbire büyüdüğüm duygusuna kapıldım.
Ertesi sabah babam bizi erkenden uyandırdı. Dayıma bir miktar para verip bizi yolculadı.
Çörten'e otobüs yok! Oraya,  köylere yük ve yolcu taşıyan kamyonla gideceğiz. Kamyon, Taşköprü'nün doğu yakasından kalkıyor. O yıllarda, bu gün ''doğa sever insanımız'' tarafından Sarıçam'a kadar kovalanmış olan çam ormanı, Adana'nın burnunu dibinden, hemen Buruk Köyünü geçer geçmez başlıyordu...
Kamyonumuz çam ağaçları arasından ilerliyor. Ben tanış köylülerle konuşuyorum.Yol, iyi- kötü asvalt. Ancak Handeresi'ni bir kaç kilometre geçtikten sonra kamyonumuz köy yoluna saptı. Yol toprak. Kamyonun kasasında yolculuk ettiğim için, Çörten'e varıncaya kadar tozdan adam oldum. Benimle birlikte kamyon kasasında yolculuk eden köylüler ise bu durumdan pek şikayetçi değiller; dayım da öyle... Çünkü o , babamın, köylüler arasındaki itibarından dolayı olacak şöförün yanında yolculuk ediyor.
Köye varınca doğrudan babamın dayısının evine gittik. Beni alay-ı vala ile karşıladılar. Çünkü son bir kaç yıldır yaz tatilimin bir bölümünü  onların yanında geçirdiğim için beni yabancılamazlar, çocukları gibi severlerdi.
Kısa bir hoş beşten sonra sebebi ziyaretimizi anlattım.
''Hallederik'' dedi babamın dayısı Göv E'met( Gök Ahmet). Ahmet amcanın gövlüğü gözlerinin maviliğinden geliyor.
-''Şindik bizim oğlanlarla köye habar salarım, sen maraklanma  Yaşarım.'' Sonra tahtın'' çardak'' uzakça köşesinde, sohbete katılmadan oturup bizi izleyen çocuklarına seslendi.

''Mus'dava, İsmiyal, Süleymen gopun (koşun), gonşulara habar salın Havız(babamın lakabı, sesi güzel olduğu ve güzel gazel okuduğu için Hafızdı) Emmim tavuk alacağımış deyin'' dedi.

Mustafa, İsmail ve Süleyman köye dağılıp heber vermek için yekinirlerken(davranırlarken) Dayıma,
-''Dayı ben de onlarla gideyim mi?'' dedim.
-''Yok sen burada kal !''
Dayımın, kesin bir dille
''Sen burada kal' demesinin gerekçesini; onun hayatında ilk kez gördüğü insanlarla baş başa kalmak istememesinden kaynaklandığını düşündüm. Ne de olsa dayımla babamın dayı tarafının aralarındaki tek ortak nokta bendim ve sohbet benim üzerinden sürüyordu. Bir şey demedim ama aklım, köyü kapı kapı dolaşıp tavuk alacağımızı haber veren çocuklarda kaldı.

Tavukların pazarlığını babamın dayısı yaptı. Büyüklüklerine göre  125 kuruş ile 2 Tl arası ödeme yapıp yaklaşık 50 kadar tavuk satın aldık.  Tavukları- bu arada aralarında horoz da vardı-ayaklarından bağlayıp ahıra alt eve koyduk. Adana'ya sabah namazı ile birlikte hareket edecek  kamyonla gidecektik.
Bizi konuk odasına aldılar. Tabanı halı ve kilimlerle kaplı olmasına karşın odanın altı ahır olduğu için içeriye gübre kokusu sinmişti. Ben alışkınım, ama dayım kent çocuğu; hava biraz serince olmasına karşın tahtta yatmak istediğini söyledi. Öyle de yaptı.
Sabah ezanından önce uyanıp son hazırlıklarımızı yaptıktan sonra tavukları kamyona yükledik. Ver elini Adana...

Dayım amma da unutkan olmuş

Adana'ya ulaşır ulaşmaz, tavukları bir at arabası  ile pazar yerine getirip, pazarın hemen girişinde sergilemeye başladık.
Pazar yavaş yavaş hareketlenmeye başladı.
Ben başladım bağırmaya.
-''Tavukkk, tavukçu geldiii, tavukçuuu!!!
İşte ilk müşterimiz!
Adamın yanında ben yaşta bir oğlan var. Önce tavuklara bir göz gezdirdi. Bir kaçının etini budunu yokladıktan sonra birini eline alıp,
- Bu kaça ?'' dedi dayıma. Dayım,
-Size 4 lira olur!
-''Valla 3 liraya verirsen alırım.''
''Olmaz arkadaş, onun maliyeti zaten 3 lira, siftah olsun diye 4 dedim.''
''Üç lira mı? dayım şaşırdı galiba? Gayet iyi hatırlıyorum biz onu bir buçuk liraya almıştık''
Hemen atıldım!
''Dayı biz onu 3 liraya değil, bir buçuk liraya  almıştık''
Dayımın bir şey söylemesine fırsat kalmadan ilk müşteirmiz,
-''Ne demişler? Çocuktan al doğru haberi demişler... gel 3 lira yap şunu.
Dayım hafifçe bana döndü, derice bir nefes alıp verdi.Bana bir şey demeden, adama dönüp,
''En son 3 buçuğa bırakırım'' dedi.
Neticede 3 lira 25 kuruşa anlaştılar.
Pazar kalabalıklaştıkça ben daha iştahlı bağırıyorum. Dayım hiç konuşmuyor. Müşteriler art arda geliyor, çoğunluk alıcı.
''Bu kaça?''
-''Beş''
-''Sabah pazarı, gel şunu dört yap, hem siftah etmiş olursun.''
''Sağol ama siftahı ettik hemşerim. Beşten aşağı olmaz, zaten bunun  maliyeti  4 lira.
''Hay allah dayım gene kaça aldığımızı unuttu'' Hemen yardımına koştum, tüm saflığımla;
''Dayı hatırlasana biz bunu 2 liraya almıştık, unuttun galiba.''
Az önceki sahne bir kez daha yinelendi. Dayım hafifçe bana döndü, derince bir nefes alıp verdi. Sonra adama dönüp en son 4 buçuk olur dedi; 4 liraya anlaştılar.
Aynı sahne bir kaç kez daha yinelenince; dayım kızgınlığını belli etmemeye çalışarak, hafifçe öksürdü.
'' Yaşar sağol ! Ben işi kaptım. Hadi sen şimdi eve git. Yoruldun yeğenim, ben de bir iki saate kadar gelirim'' dedi.
Yolda düşündüm. İnsanlar ne kadar da unutkan oluyorlar. Bazen ninem,'' bana bir şey sormayın ben dün ne yediğimi unutuyorum'' derdi. Hadi o yaşlı bir kadın, dayıma ne oluyor?
Ellerimi cebime sokup, ıslıkla o günün moda şarkılarından biri çalıp, arada bir sekerek eve geldim.
Babam balığa gitmiş, annem kardeşlerimle meşgul. Kimse''ne oldu neden erken geldin'' diye sormadı, ben de anlatmadım. Hemen kümese koşup önce dövüşçü horozumu, sonra da tavuklarımı bahçeye çıkarıp, yemledim.
.........
Dayım akşama doğru geldi. Ardından da babam.
-''Valla enişte Yaşar olmasaydı bu işi beceremezdim. Doğrusu çok iyi satıcıymış kerata.
Babam dayımın sözlerindeki kinayeyi anladı mı, anlamadı mı bilmiyorum.
-''Sana demiştim''dedi kısaca. Sonra dayımın askerliğinden konuşmaya başladılar.

O gün dayım kimseye çaktırmadan bana göz kırpıp, hizmetlerimin(!) karşılığı olarak 5 lira verdi.
.......
Kıssadan hisse: Bir malın alış fiyatı maliyetin sadece bir parçasıymış. Bunun finansman gideri, nakliyesi, harcanan emeği vb. maliyeti oluşturuyormuş.
Zamanla öğreniyor insan.


.


5 Eylül 2014 Cuma



KARLOVY VARY-KARLSBAD

Bu güne dek, her birinin kendine özgü yanı olan yüzlerce kenti gezdim, dolaştım. Bana,
-''Onca yer dolaştın. Bunlardan en çok nereyi daha çok sevdin'' diye sorduklarında, yanıtım her zaman
-''Salzburg'' olurdu.
Bu yanıt, Slazburg'u görmüş olsunlar ya da olmasınlar, çoğu insanı şaşkınlığa düşürür,
-''Floransa, Londra, St.Petersburg, Barselona ya da Prag değil de neden Salzburg?'' derlerdi. Soranlara, bunca kent arasından neden Salzburg'u öne çıkardığımı anlatmakta her zaman zorlandım. Salzburg nereden baksan, Salzach Irmağının iki yakasında kurulmuş küçük bir Avusturya kenti... Onca kentin arasında ilk tercihim olan bu kentte beni çeken şey, turistik bir yer olması mı, iklimimi, doğasım, yoksa tarihi yapıları mı? Belki hepsi... Ama asıl neden; mütevazı bir hayranı olduğum Mozart'ın doğduğu kent olması. Diyeceksiniz ki;
-''Kardeşim! Mozart orada  doğdu ama 6 yaşında oradan ayrılıp, asıl ününü ölünceye kadar kaldığı Viyana'da yaptı.''
-''Bu söze söyleyecek mantıklı bir yanıtım yok. Ama şunu söylemeden geçmeyeceğim: Aşık olduğunuz kadın dünyanın en güzel kadını olmayabilir.''
-----
Daha önce 2 kez Prag'a gelmiş ama Karlovy Vary'i görmek kısmet olmamıştı. Bu güne dek oraya ilişkin bildiğim tek şey; Mustafa Kemal'in 1918 yılında, azan böbrek ağrılarına şifa aramak için buraya gelmiş olmasıydı. Bayram tatilinde katıldığım Orta Avrupa turunun Prag ayağın da Karlovy Vary'in de olması, hakkında bilgi sahibi olmadığım bu kenti görmem için bulunmaz bir fırsattı.

Kraliyet tacındaki küçük ama en kıymetli taş...
Karlovy Vary, Prag'a 130 km mesafede... İrili ufaklı yerleşim yerlerinin,  biçilmeye hazır arpa, kolza ve ilk kez gördüğüm şerbetçi otu tarlalarının arasından geçip, ormanlarla kaplı bir tepeden, kentin yer aldığı vadiyi ikiye bölen, parlak ve duru gün ışığı altında gümüşi renkli bir yılan gibi kıvrılarak akan Temple Irmağı ve onun her iki yakasından başlayıp, vadinin yamaçlarında yer alan yapıların görünümü, daha şimdiden bizleri orada nelerin beklediği hususunda ipucu veriyordu.
Hotel Karlsbad- Mustafa Kemal'in Kaldığı Otel


Otelde Mustafa Kemal Adına Konan Plaket
Hemen her kentin, çoğu efsane olan bir kuruluş öyküsü olur da Karlovy Vary'in olmaz mı?
Kutsal Roma Germen İmparatoru ve Çek Kralı IV. Karl av meraklısıymış. Bir gün kentin bulunduğu bu bölgede avlanmak için peşine düştüğü geyiklerin sıcak bir suyun etrafında toplaştıklarını görmüş. Hava soğuk, su sıcak... Kral'a da suya girmek düşmüş. Suyun dinlendirici özelliğini keşfeden av yorgunu Kral,
-''Tiz buraya bir kent kurula ve adına da Karslbad dene !'' demiş olmalı ki 1375 yılında Karlsbad(kralın banyosu) olan bugünkü Karlovy Vary kurulmuş. Karlovy Vary, kurulduğu günden bu güne Avrupa'nın en önemli kaplıca kenti olma özelliğini korumuş. 
IV.Karl'ın Av Sahnesi-Colonnade-Bakır Levha


Otobüsümüz kente bir kaç km kala durdu. Oraya ya yürüyerek 15-20 dakikada ya da ring yapan kamu taşıtı ile bir kaç dakikada gidebilirmişiz; seçim bizim. ''Vakit her yerde olduğu gibi Çek Cumhuriyetinde bile nakittir'' deyip kamu taşıtını yeğledik. Kente girdiğinizde bizi karşılayan ilk büyük bina, 1918 yılında Mustafa Kemal'in savaş sırasında azan böbrek ağrılarına umar olur diye gelip kaldığı Karlsbad Plaza oteliydi. Otelin giriş kapısının hemen yanında Türkiye Cumhuriyeti'nın Kurucusu Mustafa Kemal anısına bir plaket koymuşlar. Ayrımsız, bizimle birlikte tura katılan herkes o görüntüyü fotografladı. Çekler işini biliyor doğrusu...
Tepeden Karlovy Vary


Yavaş adımlarla kent merkezine doğru yürüyoruz. Rehberimiz Karlovy Vary hakkında ne biliyorsa anlatıyor; kulağım onda, çevreyi hayranlıkla izliyorum. Anlatımı ilginç, Karlovy Vary, daha ilk adımlarınızda sizi sarıp sarmalıyor...Kendimi anlatılanlara ve çevrenin güzelliğine öyle bir kaptırmışım ki; fotograf çekmeyi bile unutmuşum. Olsun; öğleden sonra rehbersiz serbest zamanım olacak, o zaman doya doya fotograf çekerim.


Market Colonnade ve Anıt




Rahberimiz anlatmayı sürdürüyor:
Volkanik bir bölge olduğu için burada sıcaklığı 40 ile 72 santigrat derece arasında değişen kaplıca suları varmış. Colonnade denilen sütunlubinalardan çıkan bu sular, deri hastalıkları da dahil bir çok rahatsızlıklara iyi geliyormuş. İçildiğinde ise; tüm sindirim sisteminizi ''sıfırlıyormuş''. Kentin ortasından akan nehirde her yıl kano yarışları yapılırmış. Her yılın temmuz ayında ise uluslararası film festivali... Hatta burası geçmişte birkaç filmde doğal plato olarak bile kullanılmış. Eğer kışın gelinirse; buraya pek uzak olmayan kayak merkezinde kayak yapma olanağı da varmış. Rus Çarı l. Petro (hani bizim deli payesi verdiğimiz Ruslarınsa büyük sıfatıyla andıkları Petro), Karl Marx,Mozart, Gogol, Beethoven, Hitler, Nazım Hikmet, Freud  ve daha nice ünlü, yaşadıkları dönemde buranın müdavimleriymişler. Her otelde şifalı su yokmuş, eğer kaldığınız otelde kaplıca suyu yoksa ''kürünüzü'' şifalı suyu olan başka bir mekanda yapabilir, yol boyu sıralanan 12 adet çeşmeden de bir yandan kenti dolaşırken öte yandan ''hayrat'' şifalı su içebilirmişsiniz.
Temple Irmağı ve Kent

'' Mışla'' biten sözcüklerin ardı arkası kesilmiyor. Bir süre sonra grubu, rehberimizle baş başa bırakıp eşimle yavaş yavaş onlardan ayrılıyoruz...
Karlovy Vary muhteşem bir kent. Yazılarımda bir yerden söz ederken zaman zaman muhteşem sözcüğünü kullanırım. Ama Karlov Vary'' muhteşem '' sözcüğünü gerçekten hak ediyor. Karlovy Vary'n eşsiz güzelliklerle yoğrulmuş manzarasını, kenti ikiye bölen ırmağın üzerindeki köprülerden birinin korkuluğuna dirseklerinizi dayayıp, ya da hemen kıyısında bulunan ''banklara'' oturup, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan sindire sindire izleyebilirsiniz.


Kentte 2014 yılı itibariyle 56 bin kişi yaşıyormuş. Ama çevremizi kuşatan binaların neredeyse tamamına yakını hediyelik eşya dükkanı, restoran, kristal avize satıcısı, mücevheratçı ve kafelerden oluşuyor. Peki halkım nerede yaşıyor? Karlovy Vary halkı kentin biraz dışında ikamet ediyor. Çünkü kent merkezindeki daireler 'yaşamak' için çok pahalı. 
BU Kış Kentinde Hurma'nın Ne İşi Olabilir ? Hurmalar Palet Üstünde, Kışın Seraya Taşınıyor


Nereleri gezebilirsiniz
Ziyaret ettiğim bir çok kenti anlatırken genelde bu başlığı kullanırım:''Nereleri gezebilirsiniz''. Bu kez Karlovy Vary'de şurayı gezin, burayı dolaşın diye önerilerde bulunmayacağım; kısaca Karlovy Vary'i yaşayın diyorum.


Alışveriş
Buraya, Prag'dan bir rehber eşliğinde geldiyseniz; rehberiniz sizi uyarıp,
'' Prag pahalı bir kenttir. Alışverişinizi Karlovy Vary'den yapın, karlı çıkarsınız'' demiştir mutlaka...
Market Colonnade-MimarlarıHermann Helmer ve Ferdinand Fellner - İsviçre Şale Evlerinden Esinlenilmiş

Biz de bu uyarıya kulak vermiş ve alışveriş duygumuzu Karlovy Vary'de tatmin etme kararına varmıştık.
.Çek Cumhuriyeti denince akla ilk gelen Bohemya Krıstalidir. Eh! Karlovy Vary'de Bohemya'nın başkenti olduğuna göre kristal almak için en uygun yer burası olmalı. Kristal'den pek anlamam; ilgimi de çekmez ama kristalin vatanına gelip de ona ilişkin bir şeyler bir şeyler yazmayınca da olmaz. Bu nedenle geziye Tarsus'tan katılan ve kristal almak isteyen bir arkadaşa,
''Fiyatlar nasıl, buradan almaya değer mi ?'' diye sordum.
'' Fiyatlar, Türkiye'den en az %30 daha ucuz'' dedi.''
Burada Kristal satan, aralarında Türkler'inde sahip olduğu bir çok dükkan var. Ben Türklere ait dükkanlardan alış veriş etmenizi öneririm. Sakın, bu öneriyi milliyetçi duygularla yaptığımı sanmayın. Türklere pazarlık yapmak daha eğlenceli...
Mill Collanade

.Granat taşı(Lal), Çek Cumhuriyetini ziyaret eden hemen her kadının satın aldığı kızıl kahve renkli bir taşmış. Karlovy Vary'de mücevher satan dükkanların vitrinleri bu taşlardan yapılmış takılarla dolu;kolyesi, küpesi, bileziği, yüzüğü...Her şey granattan... Ben tezgahtarın yalancısıyım; ''özellikle akrep, aslan ve koç burcunda olanlar bu taşlardan yapılan takıları kullandıklarında, bedenlerindeki negatif enerji pozitif enerjiye dönüşür, yaşamdan daha fazla zevk alır hale gelirlermiş.'' Eşim Akrep burcu; hiç olmasa granat taşlı bir yüzük alması için ısrar ettim; ama almadı. Demek ki, yaşamdan yeteri kadar zevk alıyor ve fazlasına gerek duymuyor... Granat satıcılarının arasında Türklerin de bulunduğunu yeri gelmişken yazayım.
Köprüde Düş Yorgunu

.Bu arada, camdan yapılmış hediyelik eşyalar, porselen yemek takımları ve biblolar cebinizdeki eurolara göz dikmiş gibi; turistleri alışveriş  için tahrik ediyor.
Buraya özel ve ilk kez burada üretilmiş bir likör var; adı Becherovka... Bu likörün ilginç bir öyküsü var.19 yüz yıl başlarında Jan Becher adlı uyanık bir eczacı, 30 dan fazla bitki aroması kullanarak, 38 derece alkollü bir likör üretmiş. Başlangıçta ilaç niyetine satılan bu tonik zamanla, buraya şifa aramaya gelenler tarafından aranan bir içecek olmuş.Tarçın, karanfil, anason aromaları ile pazara sunulan Beceherovka'dan çeşitli kokteyler  de yapılabiliyormuş. Denemeye değer. Ayrıca yakın arkadaşlarınız için de hoş bir hediyelik olur. 

Karlovy Vary için bir kaplıca kenti demiş, kentin bir çok yerinde, 12 adet çeşmenin olduğundan söz etmiştim. Hem kenti dolaşıp hem de ''kürünüzü'' tamamlamak istiyorsanız; hediyelik eşya dükkanlarının birinden ''kaplıca suyu kabı'' almanız gerekli. Seramikten yapılmış bu kaplar, yassı çay demliği şeklinde. Hoş görünüşleri var. Sizleri, ''yakınlarıma nasıl bir hediye alsam acaba?'' müşkülpesentliğinden kurtaracak  güzel ve özgün bir hediyelik olduğunu söyleyebilirim, hem fiyatı da uygun...
Temple Üstündeki Bir Köprüden...

Karlovy Vary'de bir çok ünlü giysi, mücevherat ve saat markalarının şubeleri var. Buraların gözde müşterileri de Ruslar. İlginçtir kentteki turistlerin önemli miktarı Rus. Önce buna anlam veremedim;'' Rusya nire Karlovy Vary nire?'' Yaklaşık 25 yıl önce buranın Sovyetler Birliği Toprağı olduğunu anımsayınca Rusların neden burada olduklarını çözdüm. Duvar yıkılmadan önce Sovyet Yurttaşlarının sporcular ve diplomatlar dışında ''Birlik'' dışına çıkmaları zordu. O zamanki adıyla Çekoslovakya da birliğe dahil olduğu için buralara nispeten daha kolay geliyorlardı. Kendilerine, şimdi  AB vizesi uygulanmasına karşın hala yoğunlukla burayı yeğlemeleri bu eski alışkanlıktan kaynaklanıyor olmalı.


Ne yenir, ne içilir
Valla ! orada bulunduğum 7-8 saatlik süre içinde bilinen şeylerin dışında Karlovy Vary'e özgü bir yemek yemedim. Onun için'' şunu deneyin, bundan mutlaka tatmalısınız diye önereceğim bir şey yok.'' Yalnız oraya has- gerçekten oraya mı has emin değilim- bizdeki kağıt helvaya benzer bir yiyecekleri var. Vanilyalı, fındıklı ve çukolatalı; alıp tadına baktım; fena değil...
Ünlü Becherovka Likörü

Ne içilir sorusuna gelince ; bu konuda seçenek çok. Becherovka'dan yukarıda söz etmiştim.
Çekler birayla özdeşleşmiş bir halk. Dünyada kişi başına en çok bira tüketen ülkelerden biri. Dolayısı ile her damağa uygun biraları var. Size denediğim ve beğendiğim 4 tanesinin adını yazayım. Budveiser, Pilsener Urquell,Krusovice ve Herold. Herold esmer bir bira. Budveiser'i ben USA birası sanırdım meğer ki Çek birasıymış. Krusovice ise en hoşuma gideni.
Bu arada sindirim sisteminizde sorun varsa doğal olarak kaplıca suyu içmenizi de öneririm. Yalnız bu suyu içerken, en yakın tuvaletin nerede olduğunu da belirleyin; hayrınıza olur...
Onun için Barok ve art nouveau mimari tarzı binalarıyla böylesine düzenli, böylesine temiz, muhteşem doğasıyla insanı sarıp sarmalayan çok az kent vardır.

Bir kaç yararlı bilgi
.Karlovy Vary'e turla gelmediyseniz ve Prag'dan geleceksiniz, Prag merkez istasyonundan kalkan trenlerle ya da otobüsle buraya ulaşabilirsiniz. Tren hem pahalı(yaklaşık 9 €) hem yavaş(3.50 dk). Otobüs ise yaklaşık 5 euro edeyerek 2 saat 30 dakika. Ayrıca Prag'dan buraya düzenlenen özel turlara da katılabilirsiniz. Yemek, yolculuk, rehberlik ve ulaşım dahil hediyesi 60 eurodan başlıyor.
...Oturmuş d bir türkü tutturmuşum...

.Yok ben buraya hava yolu ile geleceğim diyorsanız buraya yakın bir hava alanı var. Tatil için kışı yeğleyenler, önce Prag'a, sonra da aktarma yapıp Olsova Vrata hava alanını kulllanarak buraya geliyorlar. Araştırdım; yazın Antalya'dan buraya Çek Havayolları doğrudan uçuş yapıyormuş.

.Restoranlar pahalı değil. Bizim kesemize uygun. Her ne kadar yemek bedelimiz tur şirketince ödense de, yemek listesindeki fiyatlar fiyatlar uygundu.
Market Colonnade ve Gerilerde Heykel


.Kristal avize ya da taşıyamayacağınız kadar ağır bir şey satın aldıysanız. Aldıklarınızı, her türlü taşıma ve gümrük işlemleri dahil evinize kadar gertiriyorar. Pazarlık yaparken bu hizmeti de fiyata dahil ettirmeye çalışın. Onun için Türklerin  çalıştırdığı magazaları
yeğleyin ...
Karlovy Vary Tipik Bir Bina

.Çekler henüz euro kullanımıyor(laf aramızda iyi de ediyolar). Para birimleri Çek Kronu. 1 euro 27.8 ÇK.(Temmuz 2014).Harcayacağınız kadar euro bozdurun; yoksa kalan kronları ne yapacağım derdine düşüyorsunuz.
.Bazı yerler euro da kabul ediyor. Kredi kartı kullanımı yaygın.
.Karlov Vary,  gerçek dünyadan ayrılıp tam kafa dinlenecek bir yer. Benim gibi günlük tur yapmayacaksanız size bir kaç gün kalmanızı öneririm. Bir yandan kaplıcalardan yararlanırken öte yandan okur, yazar ya da ormanda uzun yürüyüşlere çıkarsınız. Eve ve işinize yenilenmiş bir olarak dönersiniz. 
.Kaplıca suyu olmayan kalınabilecek oteller 30 eurodan başlıyor(kişi başı değil oda fiyatı). İnternetten araştırırsanız daha uygun fiyatlı olanları da bulabilirsiniz. Ancak kaplıcalardan faydalanmak istiyorsanız; kaplıcası olan bir otelde kalmanız gerek. O zaman da fiyat artıyor.
Ünlü Markalar Bu Caddede

Yukarıda Karlov Vary'de gezilecek yerlerle ilgili öneride bulunmayacağımı, orayı yaşamanız gerektiğinden söz etmiştim. Ama yazının sonuna geldiğimd size gezeceğiniz en azından benim ziyaret ettiğim bir kaç yerin adının  vermenin daha uygun olduğunu düşündüm.


Church of St.Mary Magdelena Churc: 1737 yılında hizmete giren bu barok biçemli kilisenin mimarı K.I.Dientzenhofer. Küçük ama bembeyaz duvarları ile şirin bir kilise, gezebilirsiniz.
Colonnade'ye bir kaç dakika uzaklıkta.
Geride Market Colonnade
Church of St. Mary Magdelena


Jan Becher Müzesi:Becherovka Likörünün üretildiği fabrika. Fabrikada girişi yaklaşık 3 euro olan ve Becherovka'nın geçmişinin sergilendiği bir de müze var.

Moser Glass Museum: Burası Karlıvy Vary'nin cam eşya, porselen,mucevherat satın alabileceğiniz önemli bir alış veriş merkezi ve müzesi. Müzeye girmek için yaklaşık 2 euro ödemeniz gerekli.

St. Peter ve St. Paul Kilisesi: Klasik Rus mimarisi tarzında yapılmış kilisenin kubbeleri altın kaplama. Kilisenin hemen yakınında kiliselerle arası pek iyi olmayan ve komünizmin babası sayılan Karl Marx'ın heykeli var. Bana İlginç geldi doğrusu. Aslında şaşırmamak gerekir. Rehberimizin söylediğine göre Çek halkının % 60' ateist, % 20'si deist geri kalanı da katolik ve protestanmış. Böyle olunca sonucu olağan karşılamak gerekiyor.


Heykel üstündeki 3 dinin sembollerine dikkat! Haç,Hilal ve Davut Yıldızı


İnsanı, bir süreliğine de olsa zaman ve mekan duygusundan çekip çıkaran, düzenli ve güzel binaları,tertemiz sokakları ve eşsiz doğasıyla adeta şevkatli bir ana gibi kucaklayan Karlovy Vary gibi çok az kent vardır dünyada sanırım. Karlovy Vary sadece ben mi etkiledi?
Karlovy Vary'de Tipik Bir Otel
Bu soruyu gruptaki bir çok kişiye ve İstanbul'a döndüğümde ise Karlovy Vary'i daha önce görmüş olanlara sordum.
-''Karlovy Vary hakkında ne düşünüyorsunuz?''
Soruyu yönelltiğim kişilerin hemen hepsi neredeyse oy birliği ile aynı yanıtı verdiler.
-''Şu ana kadar gördüğümüz en güzel kent.''
Bu yanıtlardan sonra, rahatlıkla Salzburg'un üstüne gönül rahatlığı ile bir ''kuma'
getirdiğimi söyleyebilirim.
Kristal Cenneti


Hediyelikler

Kentten Bir Görüntü

Knize Vaclav I Çeşmesi: Sıcaklık 65 derece
12 Kaplıca Çeşmesinden Biri