1 Ocak 2015 Perşembe

Adanalı Sözcükler





ADANALI SÖZCÜKLER

Geçenlerde e-postama bir haber düştü. Haberin başlığı Adanaca- Türkçe sözlüktü. Hangi gazetede yayınlanmıştı, anımsamıyorum. Bu haber, yıllardır derlemeye çalıştığım ve sadece bir kaç arkadaşımla paylaştığım ‘’Adanalı Sözcükleri'' bloğumda yayınlama isteğimi kamçıladı. Yayınlamaktaki amacım; bu sözcükleri hem başkaları ile paylaşmak, hem de ilgilenen olursa; onların ekleyeceğini umduğum yeni sözcüklerle bu listeyi alabildiğine uzatmaktı. Bildiğim kadarıyla bu konuyla ilgili içinde doktora tezi de olan birçok çalışma yapıldı. Ama çoğunluğu benim yaptığım gibi amatör çalışmalardı. Yıllar yılı, dedelerimden, nenelerimden anamdan, babamdan, çevremden duyduğum Adanalı Sözcükleri bir araya topladım. Bu konuda iddialı değilim eksiklerim, kasıtsız yaptığım yanlışlıklar olabilir. Şimdiden af dilerim.

Şimdiye kadar bu konuda yapılan derlemelerde, ya Adanaca, ya da Adana Dili gibi adlar kullanıldı. Ben ise bu derlemeye ‘’Adanalı Sözcükler ‘’adını verdim. Nedeni basit. Aşağıdaki sözcüklerden bir bölümü başka bölgelerde de kullanılmasına karşın ‘’ağız’’ farkı nedeniyle listeme girdi. Söz gelimi patlıcana ülkemin hemen her yerinde patlıcan, Adana’da balcan; tellaka Adana’da dellek denir; patlıcan da tellak da artık Adanalıdır. Ben dil bilimci değilim. İşin temeline inmek gibi bir amacım  da yok. Bu nedenle Adanalı’nın kullandığı sözcükler Adana kökenli olmasa bile Adanalı sayılır. Tıpkı Adana doğumlu olmadığı halde yıllar sonra kendilerini Adanalı sayan birçok arkadaşım gibi…Ayrıca sözcüklerin bir bölümü de sadece Adana’da değil Çukurova’da(Tarsus vb) da aynı şekilde kullanılır. Ayakçak: Merdiven, Cülük: Civciv gibi… Ancak; Bilibistan (küçük kertenkele), daşşak kapan- bahta bakan(bukalemun), tuza tüküren(kertenkele) gibi sözcükler ise; Adana deyişiyle; Allah’ına kadar Adanalıdır.

Bu arada şu düzeltmeyi yapmak istiyorum. Avrupa Yakası adlı dizide bir karakter sürekli’’Hoşşik’’ sözcüğünü kullanıyordu. Adanalı olmayan yakınlarım hoşşiğin şımarık anlamında kullanıldığını sanmışlar. Oysa Adana’da ''hoşşik’’, yağcı, yalaka anlamında kullanılır. Şımarığın Adana’daki karşılığı ise ‘’Çişten’’dir.


Katkılarınızı bekliyorum.
Sevgi ve selamlar





Adanalı Sözcükler


A

Aboo: Hayret ünlemi
Acar:Yeni, kullanılmamış
Acebek:Börülce 
Afor:Biçimsiz, şekilsiz 
Aftos piyos:Değersiz, işe yaramaz Aftos piyos olmak: Değersiz olmak, bozulmak,bozum olmak Ağıllık:Zakkum 
Ağnamak:Toza, toprağa bulanmak. Genel de at ve eşeklerin toprakta sırt üstü debelenmesi 
Ağzı açık ayran delisi: Aptal, salak, enayi
Alatorlak: Bıyığı yeni terlemiş, acemi, delikanlılığa henüzadım atmış.
Allöş: Sevinç ünlemi.
Amel:İshal
Anarya:Arka arka gitmek, geri gitmek(motorlu taşıtlar)
Andelip:Tuhaf, acayip, çizgi dışı 
Arasta:Demirci,kalaycı,derici vb sanatkar ve küçük esnafın bir arada bulunduğu çarşı.
Araya gitmek:Bir emeğin boşa gitmesi,harcanmak, israf olmak,kullanılmaz hale gelmek, ziayan     olmak 
Arık:Fide ve fidan dikilen, küçük kanal 
Ark:Bak arık 
Astarsız:Yüzsüz,utanmaz
Aşlama:Meyan kökünün su ile demlendirilmesinden elde edilen bir içecek. 
Aşkar:Surat,çehere. 
Aşkarsız:Suratsız,nemrut,çehresiz. 
Avcar:Sos 
Avel:Aval, aptal, salak,enayi. 
Avganlı:Genelde defter kağıdndan yapılan, dikiş ipi ile uçurulan uçurtma 
Avuca osurup buruna tutulduğu yıllar:lk gençlik, delikanlılık yılları 
Ayakçak:Merdiven
Aydaş: Prematüre doğmuş çocuk. Çok zayıf, hastalıklı 

B

Baboş: Çocuklarına babalarının adını verenlerin, onlara hitap şekli,adı bilinmeyen erkek çocuklara hitap şekli 
Bağda: Çelme, köstek. 
Bağda atmak:Çelme takmak 
Bahta bakan:Bukalemun 
Bakele(bak hele): Bakar mısın 
Balcan:Patlıcan 
Banadura: Domates
Başa çökmek:Tecavüz etmek 
Bayağı: Uzun zaman 
Bayağıdır: Uzun zamandır 
Belbel: Yufka ekmek inceliğindeki pestil(duttan ya da üzüm pekmezinden yapılır) Belertmek:Yaramazlık yapan çocuklara, kaşlarını çatıp, gözlerini açarak ''sakın yapma'' anlamına mimik 
Berdi:Genelde dere kenarlarında yetişen ve hasır yapımında kullanılan bir tür saz 
Best:Bahis 
Bibi: Hala 
Bicibici:Nişasta ile lokum kıvamına getirilmiş, buz, pudra şekeri ve gülsuyu karıştırılarak yenilen bir tatlı. 
Bicik: Meme. Genc kız memesi 
Bider:Tohum 
Bilibistan: Bir tür küçük kertenkele 
Biz-Piz: Kunduracı ve köşkerlerin köselede iğne deliği açmak için kullandığı tahta saplı ucu sivri, iri metal iğne 
Bocit: Bakırdan yapılmış, kalaylı sürahi. 
Boğanak:Şiddetli yağmur, sağanak
Boğazı ile boklu kuyuya düşmek: Pisboğaz olmak. Yemek için her şeyi göze almak. 
Boğuntuya getirmek:Birini şaşırtıp, onun şaşkınlığından yararlanarak istediğini elde etmek. Boku kıllı: Köpek. 
Boku kıllının oğlu: İt oğlu it 
Bol bolamadı: Bolca, gereğinden fazla, çok geniş(elbise için ifade edilir)
Boynuna boz ipler ölçüle Asılasın anlamında bir tür ilenç, beddua 
Böbü: Örümcek,(yere kuyu biçiminde yuva yapan cinsi) 
Büllük:Küçük erkek çocuk cinsel organı 
Büzük:Büzülmüş,makat,anüs 

C

Cambaz-At Cambazı: Hayvan alışverişlerinde, özellikle at alıp satılırken aracılık eden kimse.At alıp satan.Güvenilmez kimse 
Canı cebinde: Zayıf, hastalıklı.
Carcur: Şarjör 
Cazbant: Orkestrac 
Celfin:Henüz yumurtlamaya başlamamış tavuk, piliç. Göğüsleri yeniçıkmış genç kız
Cere:Toprak testi, çömlek 
Cılban: Soyun 
Cılbanmak:Soyunmak, çıplak olmak 
Cıllaz: Oyun bozan, mızıkçı, sürekli olarak haklı haksız itiraz eden 
Cım cılık:Sırıl sıklam 
Cıncık: Kırılmış, küçük cam parçası. 
Cındırık: Çiğköfte eti tokmak ile dövülürken, etten ayrılan sinir 
Cırcır: Saplı buğdayı saman ve buğday olarak ayıran tarım aracı 
Cırlavuk: Ağustos böceği 
Cırrık:Serçe büyüklüğünde boz renkli bir kuş 
Cırtatan: Yabani ve zehirli bir meyve. Kiviye benzer, çekirdekli;sarılığı ve sinüzütü iyileştirdiğine inanılır.Eşek hıyarı 
Cibin: Sivri sinek
Cibindirik: Cibinlik 
 Cillop:Çok güzel,parlak,pürüzsüz 
Cilpirti:Çalı çırpı 
Cimbit:Çevik,atik 
Culubuk: Hindi 
Curun:Genelde bir çeşmenin, tulumbanın ya da su kaynağının önünde olan,dışarıya akıntısı olmayan su çukuru.İçinde biriken sular zaman, zaman tas yada kovalarla boşaltılır
Cülük:Civciv 

Ç

Çal Çiriş: Baştan savma iş. Özensiz
Çandır:Melez
Çatırye enekten turşulu:Bir gulle ( bilye) oyunu deyimi. Gülle oynarken dakkanız ile bir eneğe vurur, o enek de başka bir eneğe değerse; o eneği de alırsınız. Ancak bu sözü daha dakkanız ile atış yapmadan söylemeniz gereklidir 
Çeki: İki tarafı kulplu, kamıştan örülmüş, büyük sepet 
Çelem:Bir tür turp. Şalgam suyu yapımında kullanılır 
Çıkın:İçine öteberi konup, uçları düğümlenen küçük bohça.
Çırakman:Kazma sapı büyüklüğünde sopaların,belli bir uzaklıkta, üste üste konulmuş yassı taş yada eski Adana tuğlalarına fırlatılmasıve tuğlaların yıkılması temeline dayalı bir oyun Çiğit:Pamuk tohumu 
Çilenti: hafif hafif çiseleyen yağmur 
Çiltim:Küçük üzüm salkımı. İri bir salkımdan koparılan, üzerinde 5-6 tane üzüm bulunan
     salkım.
Çitil:Küçük kova 
Çintmek:İnce ince, kübik doğramak(kabak çitmesi yemeği bu şekilde yapılır). Argoda bir kız ile şevişmek.
Çipil:Derin olmayan, yuka. Çapaklı, küçük göz. 
Çivi: Ucu sivriltilmiş, yaklaşık elli santimlik, çapı 1-5 cm arasında sopalarla oynanan oyun. Bu sopalar gübreliğe ya da kıvamlı çamura saplanır. Sopasını sonradan atan ilk atanın sopasının en yakınına atmaya çabalar.Amaç, kendi sopasını kanırtarak, önceki sopayı battığı yerden çıkartıp, oyunu kazanmaktır 
Çizgi lengeri:Çiğit ekerken kullanılan mibzerin yanında bulunan ve düzgün çizgi çekilmesini sağlayan metal disk 
Çörek:Simit 
Çişten:Şımarık 
Çömçe- çomça :Küçük kepçe 
Çul: Yere serilen ince sergi. 


D

Dabaz: Uyuz 
Dakka:Gülle oynarken,oyuncunun hep kullandığı seçilmiş misket.Esas, asıl 
Dalap:Bir şeye aşırı tutkun olan.Genelde aşırı sex isteği olanlar için kullanılır. 
Daraba:Kepenk 
Dardağan: Dardağan ağacında yetişen, önce yeşil, sonra sarı ve sonunda siyaha dönen sert çekirdekli,leblebi büyüklüğünde, ince kabuğu tatlı bir tohum-meyve Daşçıkan:Genelev(Adana’nın 1980'lere kadar faaliyet gösteren genel evinin adı) 
Daşşak kapan:Bukalemun
Debildek-Deblek:Darbuka 
Dellek:Tellak. Yaramaz küçük çocuk. 
Deli Soyka:Dengesiz
Dello:Yüksekçe bir yerden suya ya da yumuşakça bir yere(saman yığını,kum, pamuk yığını) atlarken söylenen bir ünlem 
Depik:Tekme 
Depiklemek-Depik atmak:Tekmelemek, arabada gaza basmak, gaz pedalına yüklenmek Depme:Bakırdan yapılmış su damacanası 
Deşt:Büyük leğen.(Deşte çaldım teleme, gız gösün düğmeleme-Türkü)
Deyişin: deyince 
Deve dönderen:Kaba saba, estetikten yosun, yalap şalap yürüyen.
Devrisi gün:Bir gün sonra 
Deyha:İşte orda 
Dezze:Teyze
Dıkılmak:İçeri girmek
Dırnak(tırnak) Ekmeği: Genellikle kebapçıların kullandığı, üzeri el parmakları ile şekillenmiş, ince uzun pide 
Dırra:Kumru büyüklüğünde olanı, mavi renk ağırlıkta olmak üzere yeşil,sarı,kırmızı renkli tüyleri olan bir kuş 
Dışlık:Rahatlık, huzur,erinç
Dışlık vermemek: Rahat, huzur vermemek, rahatsız etmek.
Dibizot:Depozit, güvence parası
Didek:Toprak damların kenarında suyun akışını yönlendiren set. 

Dilli Düdük Ağzında bakla ıslanmayan, geveze, dedikoducu, çok konuşan

Dinelmek: Ayakta durmak, dikilip durmak

Dölek durmak:Yaramazlık yapmamak,düzgün durmak, terbiyeli durmak.

Dölle:Asma

Dulavrat çorbası:Genelde yoksul evlerde yapılan hamur işi çorba. İçine et

havası versin diye nohut büyüklüğünde, yağda kavrulmuş hamur konur. <

Dulda:Rüzgar almayan yer.

Duluk:Favori(saçla ilgili olan)

Dumduma:Şıra

Durra: Siperlik, şapka siperliği, sundurma.

Dübür: Makat.

Dümbük:Pezevenk,kadın satıcısı 

Düneen: Dün, bir gün önce.

Düven:Tarım aracı.Buğdayı saptan ayırmaya yarayan,altına çakmak taşı çakılmış kapı ölçeğinde tahta. Genelde at ya da öküzle çekilir 

Elci:Irgat başı.Ağa adına tarlada çalıştırılacak işçi bulan kişi 
Elde demir: Fırındak-topaç-, yerde dönerken orta ve işaret parmağın arasından avuca alınır. Fırındak avuç içinde dönerken çivisi avuç içini acıtırsa; bu durum elde demir olarak tanımlanır Elde sinek:Fırındak yerde dönerken, orta ve işaret parmağın arasından avuca alınır. Fırındak avuç içinde dönerken, çivisi avuç içini acıtmazsa; bu durum elde sinek olarak tanımlanır. Bazı oyuncular fırındağın elde sinek olması için çivyi çıkarıp içine sinek koyarlar 
Ellehem: Sanırım, anlaşılan, demek ki 
Emişme: Süt kardeşi. Anası ayrı olan iki çocuğun aynı kadın tarafından emzirilmesi.Bu çocuklar kardeş sayılır, evlenemezler
Enek:Sermaye.Gülle oynarken el değiştiren misket.Piyon. 
Eneğim enek: Kar ve zarar yok, tapiyim anlamında 
En küçüğü kan kırmızı:Bırakın büyüklerini, en küçükleri daha yaramaz 
Erinmek: Üşenmek, bir işi yapmaya istekli olmamak Erkeç:Taşakları burulmuş erkek keçi bsp;  hırçın, huysuz anlamında.
Eskimo-Halep dondurması: Limon, kakao, vişne vb.ile  aromalandırılıp,
      tahtadan bir tutamak konarak özel kalıba dökülerek dondurulan sudan
      yapılan bir tür dondurma.
Essah: Eşeğimi tazeledik:Uzuneşek oyunu
Eşkere: Aşikar, açık açık.
Evdeci: Çiftliklerde ırgatlara yemek hazırlayan, ortalığı silip süpüren aşçı.
     Genelde erkek olur.
Evre'eç: Yufka ekmeği sacın üzerinde çevirmeye yarayan kılıç biçimli
       yassı ağaç.
Evsin:Avcıların avlarını bekledikleri,üç yanı kapalı çalıdan korumalık.
Eyitten: İyiden iyiye.

F

Fallik:Hafif meşrep küçük kız çocuğu.
Farç malamat olmak:Rezil rüsva olmak. İnsan içine çıkamayacak kadar
       rezil olmak.
Felfel: Sarsak
Felhan Buğday, pamuk, mısır gibi ürünlerden sonra tarlayı yeni ürüne hazırlamak için     derince sürmek.
Fıcıttırmak: Fırlatıp atmak
Fırrığı yelli:Hafif meşrep genç kız.Hoppa
Firez: Biçilmiş tarlada kalmış kısa tahıl sapları. Yeni çıkmaya başlamış ekin.
Fistan:Hafifmeşrep genç kız.Yollu


G

Galle:Para çekmecesi,sincap
Gavur güvür:Bir grubun saklanıp,öteki grubun onları bulmasına dayalı,
genellikle gece oynanan çocuk oyunu.
Gebeş:Aptal, salak
Gecenin otu: Gecenin geç vakti, geceleyin.
Gıllik:Keçi boku,küçük.
Gındırık:Hafifçe aralık,kapı,pencere,vb.
Gıran girmek: Hastalıktan kırılmak.
Gırfacana vermek:Ortalığı kırıp geçirmek
Gızzıl gurt-Kızıl kurt: İlenç-Yaralarına kızıl kurt düşe anlamında.
Gicimik:Bugday ambarlarında olan bit.
Gottik:Kısa,kısa boylu.
Götü kızıl:İşyapmaya zorsunan, tembel.
Gidişmek:Kaşınmak.
Gollu: Bak kollu
Göde: Şişman, toplu.
Götünde kurt kaynamak:Yerinde duramayan, sürekli hareket eden çocuklar için kullanılan
        bir ifade.
Gözbağıcı:Sihirbaz
Gubarmak: Kibirli olmak, kafa tutmak, efelenmek. Horozları başka bir
                     horozla dövüşeceği zaman, boyun tüylerini kabartması.
Gullep: Aşırı derecede şanslı.
Gunnamak: Yumurtlamak, doğurmak
Gurk;gurk olmak:Civciv için yumurtaya yatan ,civciv gezdiren tavuk.
Güdük:Yakasız erkek gömleği. Kısa kalmış.Kısa boylu.
Gülek:Tahıl ölçeği.
Günebakan:Ayçiçeği

H

Habbab:Takunya
Halepli: Mat renkli, genelde süt beyazı renkli camdan yapılan gülle
      (Suriye’den kaçak yolla geldiği için Halepli adı verilmiştir).
Hakkuran:Kumruya benzer, ondan daha küçük, gri renkli bir kuş
Hambeles:Bir tür yabani meyve,aşılı murt:
Harani, Hereni:küçük kazan ya da büyük tencere. Genelde yayvan değil, çevresi tabanına
       dik iner ve bakırdan yapılır.
Harım:Ev önünde sebze ekimi yapılan küçük bahçe.
Hartlap:Fırındak-Topaç -yapımında kullanılan sert bir ağaç.
Haşırlı:Yeni, kullanılmamış kumaş, havlu
Hayma: Genellikle  köy evlerinin önünde, ya da bahçesinde, yerden
      yüksekçe yapılmış, döşemesi ahşap, tavanı berdi (bir tür saz) ile
      kapatılmış bir tür çardak. Bazen karpuz tarlasında ya da bağda hırsızları
      gözetlemek için de yapılır. Çardak.
Haza: Eksiksiz, tam, mükemmel
Hazlanmak: Hoşlanmak
He:Evet
Heftik: Kuruntu, endişe.
Heftiği daralmak: Canı sıkılmak, endişeli olmak.
Helke:Kova
Hevkere:Evlerin önünde; sebze yetiştirilen,etrafı çevrili sebze,meyve
      bahçesi.
Heye:Evet
Him:Temel.
Him-Tim Komşu olmak:Komşu evlerinin dip dibe, yan yana olması.
       Komşular arası ilişkilerin eskiliği ve yakın ilişkiyi ifade de eder.
Hombili:Hop, omuz
Hombiline almak:Hoplamak.
Hop: Sırt, omuz.
Hoplamak: Sırtına, omuzuna almak.
Hoşşik:Yalaka, yağcı, yağ çeken
Huğ:Kamış ve sazdan yapılan kulübe.

I

Iccık: Azıcık, bir parça, birazcık, biraz.

İ

İğinik:İshal, kanlı ishal.
İnce dalan:İnce, uzun boylu
İntizar: İlenç,beddua
İptil: Önce, ilk önce
İrişkin:Sucuk
İt ayağı yemiş gibi dolanmak: Başıboş, amaçsız gezmek, dolaşmak.
İt dirseği: Arpacık
İt lingi: İtin hızlı yürüme biçimi.Atın tırıs ile dörtnal arasındaki gidişine benzer
İt yola düştü havası:Hareketli ,curcuna usulünde müzik.
İte atsan it yemez, ata versen at yemez: Çok kötü, berbat.

K

Kabalapazar:Üç aşağı beş yukarı. Pazarlık yapmadan. Götürü.
Kah: Yar, uçurum.
Kâhın başı:Uçurumun kenarı
Kalan-Galan:Artık.
Kaptırmak: Bir atı, yada bir bineği dört nala koşturmak.
Karadon : Şalvar.
Karsanbaç: Karın ya da rendelenmiş buzun üzerine, gül suyu, bal/pudra
       şekeri dökülerek yenen bir tür soğuk tatlı.
Kazan gevreği:Küçük susamlı çörek(simit). Birbirine çevrelerinden
       yapışık olarak, sac bir tepsi ile sürülen, çapı normal simite göre küçük
       olan, genelde öğleden sonra satılan bir tür gevrek simit.
Kasnaklı kuş:Uçurtma
Kaş:Yar,uçurum başı
Karık:Bak arık.
Katık:Ekmeğin yanında yenen zeytin, peynir vb.
Kavsara:Bir tür yaban çalısının şeritler haline getirilip,örülmesi ile
        yapılan,kesik koni biçiminde,küçük tutamakları olan derin sepet.
Kekil:kahkül
Kele:Bir hitap şekli,bre.Genelde kadınlar birbirleri ile konuşurken
 kullanır-Kele bacım… gibi)
Kelep:Kalem şeklinde tahtadan çubuğa sarılmış ip,rulo ip.
Keleş: Güzel, hoş
Kemçik: Çarpık,yamuk, eğri.
Kepkebi:Özellikle ayakkabıların topuğuna çakılan, siyah renkli kısa çivi.
Kepmek:Yıkılmak
Kerc etmek:Eleştirmek
Kıldan kısır.Eşeğimi tazeledik oyunda ilk alta yatan, eşek olan kişi.
      Bu kişi sırasını savdıktan sonra ne kadar hata yaparsa yapsın bir
      daha eşek-alta yatmaz- olmaz.
Kıran: Salgın hastalık.
Kıran giresice: ilenç. Salgına kurban gidesice
Kırık:Dost,Evli bir kadının,evlilik dışı ilişki yaşadığı kişi. Eşeğin yeni
      doğmuş yavrusu
Kısmık:Cimri
Kıyma:Adana kebabı
Kızan:Çiftleşme mevsimi gelmiş hayvan.
Kızan olmak: Aşırı derecede çiftleşme arzusunda olan.
Kızlar memesi:Greyfurt
Kilden:Küçük tas
Kilte:Genellikle çocuk ayakkabılarındaki delikli ince şerit şeklindeki
      kemeri tutan, toka
Kire kör: Kir göstermez, koyu renkli.
Kitapsız.Dini imanı olmayan.
Kollu: İnce şeritler halinde kesilmiş, kamışlardan örülmüş tek kulplu sepet
Konur:Soğuk davranan,tepeden bakan.
Kop:Koş, fırla.
Kopmak: Koşmak
Kopturmak:Koşmak, atı yada bir bineği koşturmak.
Kös gelmek, Yan kös gelmek:Bir kolun üzerine dayanarak yatar
gibi oturmak. Uzun Oturmak.
Kurtboğan:Köpek
Kurt boğanın oğlu:İt oğlu it
Küçük orospu:Bir tür çiçek
Küncü:Susam
Kütlü:Tohumlu-çiğitli pamuk

L

Lavgar:Geveze
Leğençe:Küçük leğen
Log:Özellikle toprak damları, yağmur suyu geçirmesini önlemek için kullanılan
        silindir şeklindeki taş, yada metal.

M

Mafraç:Çeşitli kumaşlardan yapılan, içine yorgan, yastık, yatak vs
            . konan kılıf.Hurç.
Mafraç Yapmak:Hurç yapmak.
Mahana: Bahane
Mahluta: İçine bir parça pirinç katılmış, mercimek çorbası.
Malamat:Rezil, kepaze. Farç malamat: rezaletin en son noktası
Mamık.Bir tür yabani meyve ,ekşi olur.
Manık: Kedi yavrusu
Mavra yapmak: Gevezelik etmek.
Maytap geçmek: Dalga geçmek
Mazzak:Ham incir.
Melefe:İnce yorgan
Meses:Üvendire,öküzleri yönetmek için kullanılan ucu çivili 2-2.5
            metrelik sopa
Meymenet:İyi nitelik,uğur.
Meymenetsiz: Uğursuz
Mırmırık Çorbası: yeşil mercimek, et suyu ve soğanla yapılan bir çorba.
Mit:Belli bir röper noktası.Çocuk oyunlarında oyunun bittiği ya da
 başladığı yer.
Mitil:Yüzü geçirilmemiş, yorgan, minder
Mitili Atmak:Yapışıp kalmak, bir yere yerleşip orada kalmak  
Mısmıl:Uygun,düzgün, istenildiği gibi.
Minçik: İri bir ceviz büyüklüğünde bir kuş
Misilli: Benzeri, aynısı, gibi
Mitil:Eski, yıpranmış kilim. İnce yorgan.
Mitil atmak:Bir yerde kalmak, oraya yerleşmek.
Motorlu: Filtreli sigara
Mucuk:Yazın ortaya çıkan,bir tür küçük sinek.
Murt:Yabani meyve,çilek gibi çekirdeği olur.Aşısız hambeles

N

Namza: Horozların ayaklarının ardında çıkan kemiksi, ucu sivri mahmuz
Neyim:Falan, filan, vesaire
Nünük:
Salyangoz kabuğu

O

O misilli:Güzelim, çok güzel. (O misilli kumaşı gömlek yapıp, araya vermişsin)
Ondan kelli:Ondan sonra
Ortalığı velveleye vermek: Bağırıp, çağırıp, gereksizce çevreyi telaşa düşürmek.
Okuntu: Köy düğünlerinde gönderilen ve  davetiye yerine geçe,
       havlu, mendil, kumaş vb.
Osuruğu cinli: Aşırı derecede sinirli
Oysam: Halbuki

Ö

Örg:Büyük baş hayvanları(at, eşek, sığır vb.) ayaklarından ve boyunlarından
       bağladıkları kendirin ucunda olan, yere sabitlenmiş demir ya da ağaç kazık.
Örtme:Sundurma
Ös'seet: O anda, anında.
Öte:İleri
Öte’ön-:Geçenlerde, geçen gün
Öte'eçe:Karşı taraf,karşı yaka
Ötürmek:İshal olmak

P

Palan:Semer, eşek semeri
Palanlı Karga:Ak baba
Palaz:Keklik yavrusu
Pança:Avuç içi
Parpılamak:Korkutmak amacıyla hafifçe dövmek. Yarayı dağlamak.
Part:Mide,işkembe, karın
Pata pat: Tatspi. Gelir giderin aynı olması. Kumar masasında masaya oturduğun
     para ile kalkmak
Patpat:Motosiklet
Pavlamak:Çakal uluması
Pelit:Meşe palamutu
Peyik:Şalvarlarda iki bacağın arasında kalan bol kumaş parçası
Pırmak: Tuturulduğu yerden ayrılmak Pısmak: Sinmek, büzülmek, korkudan ses çıkarmamak.
Pıynar:Meşe çalısı

Pöçük:Siğara izmariti, Kuyruk sokumu

Puştoğlan:Bir tür çiçek
Püntük:Parça

S

Sallam seyip:Başıboş, amaçsız dolaşan, gezen

Sallanıç-Sallangaç:Salıncak

Sapı Silik: nursuz, şerefsiz, serseri,hayta

Saplıcan:Zatürre 
Sarat:İri delikli elek,kalbur 
Sarhoş teker: Hidrolik düzeneği olmayan traktörlere koşulu kötenlerin en ardında olan ve kötenin hattan ayrılmaması için konan metal tekerlek. 
Say: Toprağın 15- 20 cm altında bulunan, genelde kireç taşından oluşan yumuşak kayalık. Söz gelimi, 'pulluk batmıyor, saya geldi'
Sehim:Pay, üleş 
Sekellemek:Sekerek yürümek
Selinti:Sel sularının geride bıraktığı, dal, ağaç vb 
Selintisi Bağdat'tan gelmek(deyim): Pis, kirli, pasaklı 
Seme: Sersem, alık, yavaş düşünen 
Setik:İnce bulgur, bulgur unu 
Seyip:Başıboş,özgür 
Sıçan tutmaz etmek: Ağzını, burnunu kırıp, dağıtmak.
Sın:Sınamak, denemek. Genellikle gulle oynarken deneme atışı olduğunu anlatmak için söylenen sözcük
Sındı: Denemeydi 
Sırt: Elbise 
Sıtkı sıyrılmak: Bir şeye karşı güvenini, inancını yitirmek. 
Sıyrık:Sözüne güvenilmez, arsız. 
Siftinmek:İstediği bir şeyi yapıp yapmamakta,söyleyip söylememekte kararsız kalmak,çekinmek Siğmek:İşemek 
Sikke:Bak örg 
Silesip:Ağzına kadar dolu 
Silik:Onursuz, şerefsiz, serseri 
Simit:İrmik 
Siptilli:Bit pazarı(Adana'daki)
Sirkenek: Bir tür yabani ot 
Soğukluk:Semizotu
Soku:Dibek taşı. 
Sokum: Dürüm, içine peynir vb şeyler konarak dürüm yapılan yufka ekmek 
Sokurdanmak: Homurdanmak.Anlaşılmaz bir şekilde kendi kendine konuşmak. Genelde kızdığı kişiye belli etmeden, homurdanmak 
Suğluk:Büyük ekmek ya da kıyma bıçağı 
Soyka: Ölünün üzerinden çıkan elbise, iç çamaşırı 
Sulu zırtlak:Limon 
Süllüm: Limon ve biber salçası ile haşlanmış ebe gömeci yemeği. Soğuk tüketilir 
Sütleğen:Dalı kırılınca, süt rengi bir sıvı bırakakan yabani bitki 

Ş
Şakıldak:İri kuyruklu koyunların kuyrukları ile kalçası arasında kalan yünle karışık
     koyun boku.

Şavşalak:Beceriksiz, salak, sakar 
Şataf: Genellikle bağ bozumu sırasında asmada kalan seyrek taneli ve küçük salkımlı üzüm.
Şıpıdık: Ökçesi olmayan terlik 
Şif:Pamuğun kurumuş taç yaprağı 
Şiflemek:Kapalı kozanın kurumuş taç yaprağından mamuğu elle ayıklamak 
Şifan:Yulaf 
Şimşeltmek:Bir sopanın ucunu sivriltmek 
Şirana:Pekmez yapmak için üzüm ezilen tahtadan,ayaklı havuz. 
Şorrik:Göz kenarlarında biriken yağ
Soyka:Ölünün üzerinden çıkan giysiler. Deli Soyka:Serseri, yaramaz
Soykasına kalmak:(deyim): Ölmek

 T
Tahra: Ağaç ve dal kesmeye yarayan, demir saplı, uzunca, ucu kıvrık kesme aleti 
Taht:Çardak 
Taka:Tahta panjur kapaklı küçük pencere 
Takım: Bir bahçe ya da tarlanın komşu bahçe ya da tarla ile olan sınırı. 
Taman: Değil mi, benim dediğim gibi,hani, var ya 
Taşkala:Şakalaşmak,biriyle alay etmek. Dert, bela 
Tapırtıya silah sıkmak: Bir şeyi öğrenmek için tahminlerde bulunup, ağız aramak, emin olmadığı bir şey hakkında ileri geri konuşmak,boş atıp dolu tutmaya çalışmak 
Taşı atıp da başın altına tutulduğu yıllar:İlk gençlik, delikanlılık yılları 
Tavlı:Besili,şişman 
 Tay geldi:İkinci evliğini yapan çocuklu kadın 
Tazı kıçı:Dut ya da üzüm pekmezine ipe geçirilmiş cevizle yapılan sucuk 
Teker:Bisiklet 
Teleme:Kesilmiş sütten elde edilen yumuşak peynir 
Teltik: Tetik 
Teneşirde paklanmak: Ölesin inşallah(ilenç) 
Tepiz:Kilitli iğne 
Terki: Art, arka
Terlik: Namaz kılarken başa giyilen genelde dantelden yapılmış başlık 
Teşkere: Biri önde diğeri arkada olan iki kişi ile taşınan,kulplu, çimento veya gübre taşıma aracı 
Tetir:Taze ceviz yada nar kabuğunun elde bıraktığı doğal boya lekesi 
Tevek:Salatalık, kavun, karpuzu köke bağlayan dal ve bu dalların sürgünü. 
Tevge:Yaramaz,arsız çocuk 
Tımlı:Küçük çakı,sapsız küçük çakı 
Tınmak:Umursamak, önem vermek 
Tibili:Serçeden biraz irice sıçramadan yürüyen tepelikli bir cins tarla kuşu 
Toklu:Bir yaşındaki erke kuzu 
Tummak:Atak yapmak,saldırmak 
Tum:İncir çiçeği. Atak yap, üstüne atla anlamında da gelen emir sözü. 
Tutarık: Epilepsi, Sara Tutya:Çinkodan üretilen, korozyona dayanıklı bir alaşım 
Tutma-Dutma:Irgat 
Tutma Durmak:bir yerde ırgat olarak işe başlamak 
Tuturuk:Ağızda burukluk yapan bir tür ekşi. Çok ekşi 
Tuza tüküren:Bir tür kertenkele 
Tülek:Kurnaz,kendini ele vermeden iş çeviren,dost görünüp gerçekte dost olmayan. Saman altından su       yürüten.Önünde sonunda doğup büyüdüğü yere dönen. Özellikle, nereden bırakılırsa bırakılsın,      yuvasına geri dönen güvercinler için de kullanılır 

U
Uğunmak:Ağrı ve acıyla sessizce kıvranmak. Topaçın(fırındak) hızla ve yalpalamadan sessizce     dönmesi   
Uğur:Ön.Uğrumda duruyor(Önümde duruyor) 
Uluk:Kokmuş, kokuşmuş 
Uluk kadın:Pasaklı kadın. 
Urasa:Şans getirdiğine inanılan şey,uğur 
Urum: Rumdiyarı, Niğde ve Aksaray çevresi.Kapadokya 
Urup: Çeyrek 
Urupla:Tahıl ölçeği, 1/4 Gülek 
Uyuntu:Mızmız
Uzun Oturmak:(Bakınız Kös gelmek) 

Ü
Üllüz:Cılız, zayıf
Ütük:Kolayca üşüyen 
Üvendire:Bak meses 

V

Velesbit: Bisiklet 
Vıttırı vızzık: Cidiye alınmayan, boş, çerçöp.

Y
 Yağlık:Baş örtüsü 
Yağlı yavan:Elips şeklinde olan, genelde ramazanda yapılan, üzerine hafifçe yağ sürülmüş, bir tür poğaça 
Yangal:Cana yakın,sıcak kanlı
Yanaz:Huysuz, inatçı 
Yanpeş:Eğri,çarpık, (yan yan giden), 
Yeğni:Hafif 
Yekinmek:Ayağa kalmak için hareketlenmek, davranmak, kalkıp fırlamak 
Yelfe:İnce,zayıf,hafif, 
Yelleme:Hafif meşrep kız 
Yelli:Hızlı Yelli yelli gitmek:Hızlı hızlı yürümek
Yelloz:Hafif meşrep kız 
Yampiri:Yan yan giden, topal 
Yenişten:Yeniden, bir kez daha 
Yerde biten yememiş:Çok zayıf çocuk 
Yılan yastığ:Bir tür iri kertenkele 
Yuka: Sığ, çipil, derin olmayan 
Yumuş:İş, emir 
Yumuş Buyurmak: Emir vermek 
Yunak:Çamaşır yıkama ve yıkanma yeri. Dere ya da kuyu kenarlarında çamaşır yıkanılan yer Yüklü:Hamile 
Yüklük:Eskiden evlerde yatak, yorgan yaztık, halı gibi eşyaların konduğu, yerden yüksek önü perdeli bölüm 
Yüreği Bayvermemek: Acımak, acıya dayanamamak, kıyamamak.

Z
Zahar:Her halde 
Zaygıl: Baygın, kendinden geçmiş 
Zekaret: Ölmeden önce hastanın tepki vermeyecek duruma gelmesi,koma durumu 
Zembil:File.Hasırdan örülmüş, iki kulplu çanta 
Zırrıkı:Dengesiz,deli. Zıypık: Güvenilir olmayan, serseri
Zıypmak:Kaymak, kayıp düşmek
 Ziv Ziv Gezmek:Boş boş, amaçsız vb. şekilde dolaşmak 
Ziypak: Kaygan, güvenilmeyen kişi
Zibil:Çöp,fazla,çok miktarda. Hayvan gübresi 
Zibillik:Çöplük, hayvan gübresinin toplandığı alan 
Zibilullah:Çok fazla, sürüsüne bereket
Zorsunmak: Üşenmek
Zumzuk:Yumruk
Zort çekmek:Birisiyle dalga geçmek alay etmek ya da onu kızdırmak için dudaklar kapalı,
      başparmakla  işaret parmağı halka şeklinde bir araya getirilir ve kuvetlice üflenince ''zııırrrttt'
      diye ses çıkarmak.     
     

17 Aralık 2014 Çarşamba

İguassu




İGUASSU

Şelaleler:Dünyanın Doğal Yedi Harikasından Biri

Bounes Aires'ten kalkan uçağımız alçalmaya başladı. Uçağın küçük penceresinden hemen altımızda uzanan ve ancak filmlerde gördüğüm uçsuz bucaksız tropikal ormana gözümü kırpmadan bakıyorum. Yeşilin türlü çeşitlisi...Nedendir bilinmez aklıma çocukluğumda izlediğim tarzan filmleri geliyor.
Terminal kalabalık değil ama çıkışta  babası Alman anası İspanyol olan rehberimiz Frank Eichenberg'i, elinde adım yazılı kağıtla görünce rahatladım. Kısa tanışma faslından sonra bizi İguassu yakınlarındaki, orman kıyısındaki otelimize götürdü.
Kasımda Havuz Keyfi-İguaçu


Bourbon Hotel-İguaçu
Vakit akşama yaklaşıyordu ama otele yerleşir yerleşmez soluğu havuzda aldık. Düşünün kasımın 11'i ve biz burada havuza giriyoruz. Bir hafta önce, ayrıldığımızda İstanbul'da hava 10 derecenin altındaydı. Kasım ülkemde  kışın başlangıcı, buradakiler ise aynı zaman diliminde bizdeki haziranı yaşıyorlar.
Akşam yemeği otelin hemen yakınındaki bir gösteri merkezindeydi. Yemekler açık büfe olarak sunuluyordu. Ancak sunum o kadar güzel, yiyecekler o kadar çeşitliydi ki; burayı bizdeki standart açık büfe kavramı ile tanımlamak haksızlık olur. Ben buradakine''önü ardı açık'' büfe'' diyeceğim, izninizle.

Şimdi Gösteri Zamanı ...
Biçimli kalçaları ile dünyada haklı bir ün kazanmış olan Brezilyalı Kadınların, başta samba olmak üzere. renk çümbüşü kostümleriyle sundukları, neredeyse tüm Latin Amerika Ülkelerinin kendine has kıvrak, ateşli ve bir tutam cinsellikle harmanlanmış, insanı oturduğu yerde bile kıpır kıpır kıpırdatan danslarına ünlü Arjantin Şarabını yudumlayarak eşlik ettik.
Şehir Efsanesi Değilmiş


Rafain-Eğlencenin Merkezi
Bu dansları televizyonların haber programlarında ya da kimi filmlerinde izlemiş olanlarınız kesinlikle vardır. Ancak gösteriyi aranızda bir teknolojik araç olmadan capcanlı izlemek bambaşka bir duygu veriyor insana. Danslar o kadar hareketli, o kadar  davetkar ki ;
-''He heeyyttt'' diye nara atıp sahneye fırlayası geliyor insanın.

Cangıla Bir İki...
Gecenin mahmurluğunu henüz üzerimizdeyken, otelde yaptığımız güzel bir kahvaltıdan sonra, bize özel(*) rehberimiz Frank'la yola koyulduk. Bir süre sonra İguassu Ulusal Parkına ulaştık. Frank anlatıyor: Burasının yüz ölçümü 185 bin hektar  kadarmış.
Cangıldan Bir Bölüm

1934  yılında Ulusal Park olmuş, 1986'da ise UNESCO tarafından Dünya Kültür mirası olarak kabul edilmiş. Cangılda başta maymun olmak üzere rakun, yılan, tapir, amarillo ve hatta Jaguar bile varmış. Zaten yolun her iki yanıda bu hayvanların resimlerinin yer aldığı levhalar da var. Bizi cangılda safari yapacağımız noktaya ulaştıracak olan yol çok geniş değil ama neredeyse pürüzsüz. Hızımız , aniden önümüze çıkacak ''orman sakinleri'' ile kaza olasılığını azaltacak kertede yavaş; saatte 30 km. Frank'ın dediğine göre her an bir yabanıl hayvan yolu karşıdan karşıya geçebilirmiş. Gözüm yolda ve yolun hemen dibinden başlayan ormanda. Malesef safari başlangıç noktasına ulaşıncaya kadar, ne karşıya geçmeye niyetli bir hayvan ne de kaderinde karşıya geçmek yazılmadığı için terk-i hayat etmiş bir hayvanın leşini gördüm. Aklıma bizdeki yol kenarlarında görmeye alıştığımız kedi köpek leşleri geldi.

Cangılda Safari-Macuco
Önde elektrikle çalışan bir çekici, ardında içinde bizle birlikte yaklaşık 20 kişi alan üstü açık bir remork; cangılın derinliklerine sessizce ilerliyoruz. Bu kez rehberimiz farklı, Frank bizi safari sonunda, nerede buluşacağımızı söyleyerek bir başka rehbere teslim etti. Yol toprak ve daracık.
Cangılın derinliklerine  doğru ilerlerken, rehberimiz aracı arada bir durdurup, cangıldaki ağaçlar ve burada yaşayan yabanıl hayvanlara ilişkin bilgiler veriyor. Rehber, cangıl sahiplerini rahatsız etmekten çekinircesine adeta fısıltı ile konuşuyor. Benim gözüm ormanda, kulağım oradan gelecek bir yabanıl hayvan sesinde. Ama bugün hayvanların tatil günü olmalı ki; ne bir ses, ne bir nefes; tık yok. Bir kişi maymun gördüğünü sanıyor ama işaret ettiği yere dikkatlice baktığımda maymun sandığı şeyin, rüzgarda sallanan, ağaçlar arasında kalmış kuru bir dal parçası olduğunu fark ediyorum.
Macucu-Cangılda Yürüyüş
Turumuz yaklaşık 45 dakika kadar sürüyor. Tur boyunca bana ilginç gelen tek şey ara sıra gördüğüm portakal ağaçlarıydı.


Ve Serüven Başlıyor...
Sonunda rafting yapacağımız İguassu nehrine yaklaşıyoruz. İnceden, ipliksi bir yağmur başladı. Sabahtan  beri güneş, yüzünü göstermek için ''görümlük'' isteyen taze gelin misali; pek nazlı.
Nehir bulunduğumuz noktadan yaklaşık 20-25 metre daha aşağıda; ya allah ya fettah ! deyip küçük iskeleye doğru yokuş aşağı inmeye başlıyoruz, yerler kaygan...
Zodiak Botta-İguassu Nehri

Arjantin ve Brezilya  arasında doğal bir sınır olan İguassu Nehri yerlilerin dilinde İ su, Guassu ise büyük anlamına geliyormuş. İkisi birlikte okununca büyük su oluyormuş. Oysa ben nehrin adının Türkçe'den geldiği konusunda ne hayaller kurmuştum. Hani bizimkiler her nasılsa Güney Amerika'ya gitmişler de Amazon nehrini görünce;
-''Amma uzun'' demişler de nehrin adı zamanla Amazon olmuş ya!. Ben de nehrin adının son iki sözcüğü su olduğu için. Türkçedir(!)  diye düşünmüştüm. Bu kanıya boşuna varmadım. İ, uzun İiii olarak okunduğunda Adana ağzında hayret ve şaşkınlık anlamındadır. Gua ise biraz zorlanırsa ''ağa'' sesi verir gelir. Eee su 'da bildiğimiz su. Sonunda ''hayret ağa bu ne su'' sözü ortaya çıkar ve bu söz de söylene söylene İguassu olur. Nokta...

Adının nereden geldiğini öğrendik de bu şelaleler nasıl olmuşmuş? Öykü kısaca şöyle. Tanrılardan biri olan Naipi, güzel ama ölümlü bir kıza aşık olmuş. Baş tanrının bu evliliğe razı olmayacağını öğrenen Naipi sevgilisini bir kanoya atıp kaçırmaya kalkınca; baş tanrı öfkelenmiş ve nehri kiye bölüp şelaleleri ortaya çıkararak bunların kaçmasına engel olmak istemiş. Ama aşıklar, işi inada bindirip ''Nuh deyip peygamber ''dememişler, ırmakta konoyla gitmeye devam etmişler. Sonunda da şelalelerden düşüp terk-i hayat etmişler. Olay böyle mi olmuş, Nuh'un bu öyküde bir rolü var mı ? bilemem. Bana anlatılan öykünün özü bu.
Şelale Turunun Başlangıç Noktası
Nehrin uzunluğu 1320 kilometreymiş, suyun rengi sarımsı kahve...Nehir o kadar deli akıyor ki; üzerimizdeki can yeleklerinin bizi boğulmaktan koruyacağından doğrusu kuşkulanmadım desem yalan olur. Önceden uyarıldığımız için su geçirmez yağmurluklarımız da üzerimizde. Yaklaşık 20 kişi, bizi şelaleler götürecek zodiak bota doluştuk ve İguassu Nehrinin akış yönüne doğru gitmeye başladık. Nehirle botun kavgası görülmeye değer, ama teknoloji şimdilik doğaya karşı 1-0 önde. Motorlar güçlü, akıntıya karşı ilerlemeye devam ediyoruz. Türkiye'de bir kaç kez rafting yaptım ama böylesini ilk kez görüyorum. Nehirin kıyıları kayalık, kayalıklar biter bitmez de orman başlıyor. Kaptan suda zig-zaglar çizip işin içine daha fazla heyecan katma derdinde. Bense; uzaklardan bize ulaşan, adeta boğazlanan güçlü bir hayvanın iniltisine benzeyen gürültüye kulak kesilmişim.
285 Şelaleden Biri Daha


Tanrı Naipi ve Ölümlü Sevgilisi Buradan Düşmüş Olmalı

Burada Saatlerce Kalabilirsiniz


Aman Tanrım Bu Da Ne?
Yatağında geniş kıvrımlarla akan nehrin son kıvrımını geçince o korkutucu sesin kaynağına ulaştık. Yaklaşık 40-50 metreden aşağıya öylesine bir su düşüyor ki anlatamam. Su, daha havadayken neredeyse atomlarına ayrılıyor; inceden bir toz bulutu gibi aşağıdaki nehirle buluşuyor. Kaptan, fotograf çekebilmemiz için şelaleye güvenli bir mesafede yaklaşıp, teknenin yanını şelaleye verdi.
Bir Kaç dakika Sonra Şelale ile Adeta Kucaklaşacağız
Üzerimize inceden inceye serpinti geliyor ama ne gam; derdimiz bu görüntüleri kameraya aktarmak. Birden gözüm kaptana takıldı:

-''Bunun gözü göz değil'' dememe kalmadan botun burnunu aniden şelaleye döndürüp gazladı.

Böyle gidersek 8-10 saniyede o çılgın suyla kucaklaşacağız; hem biz hem de  kameralarımız sırıl sıklam olacak.. Allahtan eşim tedbirli. Kameramızı hemen bir naylona sarıp sarmaladı. Tam şelalenin altına girecekken, kaptan keskin bir dönüş yaptı. Ama nafile. Herkesin payına adam başı en az bir varil su düştü diyebilirim.
Kaptan aynı manevrayı bir kaç kez  daha yineledikten sonra dönüş yoluna koyulduk.
Her kesin yüzünde gördüklerine ve yaşadıklarına inanamamış insanların ifadesi vardı.

Teraslardan Şelalelere Bakış
İguassu nehrini bölen irili ufaklı 285 adet şelale 2.8 kilometrelik bir alana yayılmış. En büyük şelalenin adı ''Devil's Thoart-Şeytan Boğazı'' ve su 82 metreden düşüyor. Şelalelerin %80'i Arjantin tarafında olmasına karşın en iyi  göründüğü ve fotograflandığı taraf ise Brezilya'da. Anlayacağınız ineği besleyen Arjantin, sütünü sağan Brezilya...
Çöp Kutusunda Rakun





Kıyıya paralel bir patikada yürüyoruz. Manzara neredeyse adım başı değişiyor. Üç beş adımda başka bir görüntü alıyoruz. Cangıl safarisinde göremediğimiz hayvanlar burada. Maymunlar, lisa denen büyükçe kertenkeleler, rakunlar...

Lisa-Cangılın Sessiz Sakini

Torbaya Dikkat
Özellikle rakunlar, hiç bir şeye aldırmadan, bacaklarınızın arasından hızla geçip yiyecek arıyorlar.
Son durağımız, şelalelerin Brezilya tarafında olanı. Aman tanrım! Yaşamım boyu bunca suyu, bu kadar yüksekten düşerken ve bu kadar yakından görmemiştim. Suyun düştüğü yerde ahşaptan yapılmış bir yürüyüş yolu var.

İlk adımımdan sonra aniden bastıran bir sağanağa tutulmuş gibiyim. Ama kararım karar. Yolun sonuna kadar gideceğim. Çünkü orada görüntü çok daha güzel.
Şelaleri fotografladığımız yolculuk yaklaşık bir saat sürdü. İnanın zamanımız kısıtlı olmasaydı, seyir teraslarından birine oturup, bu muhteşem manzarayı beynimin her hücresine kaydetmek isterdim.
Brezilya Sınırları İçindeki Şelale-Son Durak
Bu doğa harikası; insana tanımı olanaksız bir iç huzuru veriyor. Boşuna burayı dünyanın 7 doğal harikasından biri olarak kabul etmemişler. Hani bunlar şelale ise; ülkemizdekiler musluktan damlayan su sayılır. Niagara ki; çok büyük bir şelaledir. Buna karşın ABD Başkanı F.Roosevelt 'in karısı Elanor'un burayı görünce ''Poor Niagara'' demiş. Öylesine büyük, öylesine görkemli...


Buraya Kadar Gelmişken... Del Este
Buraya kadar gelmişken Parguay'ın bir kenti olan  Del Este'ye uğramamak olmaz dedi Frank. Paraguay hemen şuracıkta.
Paraguay ile Brezilyayı ayıran nehrin adı Parana. İki ülkeyi 680 mt. uzunluğunda bir köprü bağlıyor. Gümrük yok. Bu nedenle olacak ki; köprünün adı dostluk köprüsü. Sağımızdan solumuzdan taksi görevi yapan motosikletler vızır vızır geçiyor. Yaya geçenler de var. Özellikle Paraguay'dan Brezilya'ya geçenlerin elleri dolu dolu. Frank'a göre sınıra yakın Brezilyalılar alışverişlerini Del Este'den yaparlarmış.

Del Este bana nedendir bilmem Pekin ya da Guangzhou'nun kenar semtlerindeki pazar yerlerini anımsattı. İğne atsanız yere düşmeyecek kadar kalabalık. Sokaklar dar ve pis. İşportacıların, dükkanlarının önünde çığırtkanlık yapıp sizi dükkanına davet eden satıcıların ve ayak üstü döviz alıp satan''kambiyocuların'' bağırtısı, CD çalarlarlardan yükselen sımsıcak latin müziğine karışıyor.
Del Este -Paraguay



Arabamızı güç bela bir parka bırakıp bu hengamenin içine dalıyoruz.
Del Este gerçekten ucuz; özellikle elektronikte... Telefon, fotograf makinesi, saat vb. fiyatları çok cazip. Parfümler bile Duty Free den ucuz.
De Este -Motosiklet Taksiler
Elektronik eşya fiyatları Türkiye'den en az %30-40 daha avantajlı. Zaten buraya gelenlerin çoğu da ucuz elektronik eşya almaya geliyorlarmış. Konfeksiyonda önemli markaların resmi mağazaları da var. Orada yaz mevsimi başlangıcı olduğu için yünlülerin fiyatı neredeyse bizden %70 daha ucuz. Marka adı vermeden bir örnek vereyim. Türkiye'de ucuzluk yapan mağazalardan 90 USD'dan aldığım aynı marka bir kazağın fiyatı, burada 32 USD.

Elbette burası çakma Çin malı cenneti . Onların fiyatı bile bizdekilerden ucuz.
İguassu'ya gitmişken alışveriş yapmasanız da Del Este'ye de uğrayın derim. Hiç olmazsa yeni bir ülke ile tanışırsınız.


Nelere Dikkat Etmeli
.Ulusal Parka giriş parası 52.30 real. Ancak iş parka girmekle bitmiyor. Cangılda safari, rafting ve şelale turu için ise ayrıca 170 real ödemeniz gerekiyor. Ama hemen şunu söyleyeyim görecekleriniz ve yaşayacaklarınız bu paraya değer.
.Brezilya Reali'nin işareti USD'nın simgesine benziyor. Ancak önünde R harfi var. Ancak genelde bu harf kullanılmayıp reali sadece $ işareti ile simgeliyorlar. Karıştırmayın.
.Ulusal parkı ziyaret ederken, özellikle şelaleleri fotografladığınız patikada ve seyir teraslarında ayaklarınızın arasında sağa sola koşuşturan rakunlar göreceksiniz. Onlara acıyıp yiyecek vermeyin. Zaten her yerde bu konuda uyarı yazıları var. Bunlar  insan eliyle beslenirse doğanın dengesinin bozulacağından endişe ediyorlar. Ama onlara yiyecek vermeseniz de onlar elinizdeki yiyecek torbalarını kapıp kaçıyorlar. En iyisi yiyeceklerinizi sırt çantanızda taşıyın.
Sevimli gibi görünen bu hayvanların size kuduz bulaştırma olasılığını da akıldan ırak tutmayın.
Otelin Lobisi ve Orkideler

.Raftinge katılacaksanız(mutlaka katılın) elbisenizin altına mayo giyin. Tanesi 5 dolardan satılan naylon yağmurluklardan  satın almayın, işe yaramıyorlar. Bota binmeden soyunma dolapları var. Orada üstünüzü çıkarıp bota mayo ile binin. Ayağınızda da plastik bir terlik varsa; iyi olur. Dikkat ! Kameranızı korumak için naylon bir torbayı yanınıza almayı ihmal etmeyin.
.Şelaleler İguassu'ya yaklaşık 45 km. Oraya İguassu'dan otobüs seferleri var.
.Del Este'de alış verişi mutlaka nakit yapın. Kredi kartından %10 kadar komisyon alıyorlar.
.Kentin içinde özellikle elektronik eşya satan pasajlar var. Ayrıca Mona Lisa adında ünlü bir AVM'si var. Ama ora biraz pahalıca.
.Yiyecek konusunda çok fazla önerim yok. Hangi restorana giderseniz gidin, mutlaka et yiyin.
.Bu geziden daha fazla tat almanızın bir yolu da rehberinizin karakteri. Frank, bilgisi, nezaketi ve davranışlarıyla çift katlı ekmek kadayıfı üstündeki kaymak gibiydi.

Nasıl Gidilir
Biz, Boines Aires'den Gol adlı hava yolu firması ile Arjantin'de iç hat uçuşu yaparak Puerto İguassu hava alanına gelip, Berzilya sınırını geçerek, karayolu ile Iguaçu'ya geldik.Yol yaklaşık 40 dakikamızı aldı.
 ...........................
(*)NOT: 6-7 ay önceden planladığımız tur, 20 kişlik bir katılımla gerçekleşecekti. Ama bu süre içinde önceden katılacağını bildirenler biz hariç vazgeçince  turu düzenleyen Güneş Turizm-Adana- önceden planlanmış etkinliklerin hiç birinden taviz vermeden turu bize özel düzenledi. Anlayacağınız bu seyahat bizim için bir tür balayı oldu.










Del Este

Del Este



4 Kasım 2014 Salı

Budapeşte

BUDAPEŞTE

Orta Avrupa'nın Parisi

Budapeşte'ye ilk kez 1987 yılında otomobilimle gittim.
Berlin'i ikiye bölen duvar tüm çirkinliği ile yerli yerindeydi o zaman...
Almanya, Federal ve Demokratik olmak üzere iki ayrı devlet,
başkalarının 1956 kalkışması nedeniyle anımsadığı Macaristan, bizim için futbol tarihimize altın harflerle yazdığımız 3-1'lik galibiyetin yenik tarafıydı sadece...(*)
Ve ben, şairin dediği gibi '' yolun yarısını'' henüz geride bırakmıştım.

Gellert Tepesinden Buda ve Peşte


O günlerde boydan boya dolaştığım Macaristan, dünyaya ile ilgisini kesmiş, başka alemlerle hem hal olan, kendi halinde bir ''sufi dervişi'' duygusu uyandırdı bende;  sessiz, sakin, durgun...
Budapeşte ise; kapıları dış dünyaya kapalı, loş, kasvetli ve içindeki her şey grimsi-mavi tozdan bir örtüyle kaplı; bakımsız tarihi bir saray görünümündeydi. Boyası dökülmüş İkarus marka otobüsler, her yanından ayrı bir ses çıkan yeşilimsi, adeta yürüyen bir demir yığını görünümündeki tramvaylar, benim gibi bir Akdenizli'nin sabır taşını çatlatacak bir kabullenmişlikle duraklarda sessizce bekleyen vakur insanlar, bir kaçı hariç kim bilir en son ne zaman onarılmış tarihsel yapılar, bakımsız parklar ve yollar... İşte 27 yıl öncesinden belleğime kazınmış bir Buda ve Peşte manzara-i umumiyesi...
Bu günkü Budapeşte'yi anlatmadan önce o günlerden ve o günkü Budapeşte'yi daha kolay anlamanıza yardımcı olacak bir anımı aktarayım.
Citadel'den Peşte

Gez, dolaş, ye, iç sonunda tuvalete ihtiyacı doğuyor.
Sorduk, soruşturduk; tariflediler. Tuvalet, Lenin Körüt'deydi. Bu cadde o zaman Budapeşte'nin en ünlü, en uzun caddesiydi ve neredeyse bir çevre yolu gibi kenti sarıp sarmalıyordu (90'larda caddenin adı değişti ve 4-5 ayrı caddeye bölündü).
Tuvalete vardığınızı 8-10 metre kala kokusundan anlıyordunuz. O yıllarda Anadolu'daki terminal tuvaletlerinden alışkın olduğum için, bu kokuyu hiç yadırgamadım. İçeride eski, ahşap bir masa, önünde 10-15 kişiden oluşan insan kuyruğu... Kuyruktakilerden sırası gelen, masaya bir kaç forint koyuyor, masa başındaki adam elindeki kağıt rulosundan 20-25 cm kadar  grimsi bir  kağıt koparıp  sırası gelene veriyordu. Sıra bize geldi, parayı ödedik, adam bana elindeki rulodan kopardığı zımpara kağıdı kıvamındaki sözüm ona tuvalet kağıdını uzattı. Uzattığı kağıt parçasını almayınca, adam  kabini gösterip,
-''Hemşerim içerde kağıt yok bilesin'' mealinde Macarca bir şeyler söyledi .
Zincir Köprüye vurulan Evlilik Kilidi

Eşim her zaman tedbirli olduğu için bu tür seyahatlerde tuvalet kağıdını yanımızdan eksik etmezdik. Neyse tuvaletle işimiz bitti. Ben elimdeki tuvalet kağıdı tomarını masadaki adamın önüne bıraktım. Adam, akça pakça; ipeksi yumuşaklıktaki  ruloyu ona gerçekten verdiğime inanamıyormuş gibi yüzüme baktı. Ardından tuvalet kağıdını göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir sürede çekmecesine attı. Yanından ayrılırken, duyulur duyulmaz bir sesle ''danke'' dedi...
O günlerde kaliteli tuvalet kağıdı bile yoktu Budapeşte'de...
O tarihten sonra bir kaç kez daha gittim Budapeşte'ye. Her gidişimde,
-''İyi ki bir kez daha gelmişim'' dedirten bir Budapeşte buldum.
...........

Macarlar bize akraba bir ulus. Biz Anadolu'ya doğru yol alırken onlar da neredeyse aynı yıllarda (İS 896)  Orta Asya'dan bu günkü Macar Ovasına göç etmişler. Göç eden 7 Macar boyunu önderi  Arpad adlı bir kahraman, ilk başkentleri ise Estergon imiş. 
Osmanlılar 1526 yılında Mohaç savaşı ile Macaristana egemen olmuşlar ve burada yaklaşık 150 yıl eğleşmişler.

Bu kısa tarihsel anımsatmadan sonra gelelim Budapeşte'ye. Tuna Nehrinin batı yakasında yer alan Buda ile doğu yakasında yer alan Peşte'nin 1873 yılında birleşerek oluşturduğu Budapeşte'de yaklaşık 1.8 milyon kişi yaşıyor(2014).

Eğer özel bir ilgimiz yoksa; Macaristan sözcüğünü duyduğumuzda genelde ilk aklımıza gelen yer Estergon Kalesidir. Bizlerde bu yargının yer etmesinde; adı haksız bir şekilde ''darbelerin türkücüsüne'' çıkan, gür ve tok sesli Hasan Mutlucan'ın söylediği Estergon Kal'ası türküsünün payı büyüktür.

Nerelere gidilir
Budapeşte ve çevresinde gezip görülecek, yenip içilecek bir çok yer var. Zamanınız kısıtlıysa, yani 3 günden az kalacaksanız kentin dışına çıkmayın derim.
1956 İhtilalinin Başladığı Üniversite
Ama Budapeşte'ye 3 günden daha fazla zaman ayırmak niyetindeyseniz; kenti tanımaya Tuna üzerinde tur yapan teknelerden ''tur satın alarak'' başlayabilirsiniz. Kısa turlar yaklaşık 1 saat kadar sürüyor. Tekneden inmeden, Strauss'un Mavi Tuna'sı eşliğinde Tuna'nın her iki kıyısında yer alan çoğu 19.yy'da yapılmış barok ve klasik mimari tarzı binaları fotograflayabilirsiniz. Tuna'nın Peşte bölümünde yer alan Parlemento Binası'nın, 1956 yılında Macar ihtilalinin ilk kıvılcımının çakıldığı  Üniversite binasının, Buda tarafında ise; Balıkçılar Tabyası, hemen arkasındaki Mattihas Kilisesi ve Citadel'in tekneden görünüşleri muhteşem; hele hava güneşliyse. Bu arada Budapeşte'de mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olan ''Zincir Köprü'nün'' en güzel fotografını da teknedeyken çekebilirsiniz.

Bir başka turun programında ise; ilkine ek olarak Tuna'nın ortasında yer alan ve kente uzak olamayan Margit(Margaret) Adası var.
Margaret(Margit Adası)
Tekne, nehir turu bitmeden yaklaşık bir saat kadar, tümüyle ağaçlarla kaplı Margit Adası'nda mola veriyor. Ada, saunaları, açık-kapalı havuzları, banyoları, spor alanları, oteli ve restoranı ile tam bir SPA merkezi . Bir adı da Kızlar Adası olan Margit'i yürüyerek de Macar Kadanalarının çektiği klasik kupa arabaları kiralayarak da dolaşabilirsiniz. Adada turu yapan bir de tren var.

Uzun tur ise yaklaşık 5 saat sürüyor ve Estergon'a kadar nehir yoluyla gidiyorsunuz. Vaktiniz çok olsa da 5-6 saat bir teknede olmak sıkıyor insanı. Onun için ben size Margit adası turunu öneririm.
Tekneler, Peşte'de  Elizabeth Bridge ve Chain Bridge arasındaki kıyıdan kalkıyor.

Buda
Buda, Tuna'nın sağ sahilinde yer alıyor. Genelde varlıklı kesimlerin oturduğu kent Peşte'den çok daha fazla tarihsel anıtlara sahip. Burada ilk Ziyaret edeceğiniz yer Balıkçılar Tabayası(Fisherman's Bastion) olmalı.
Balıkçılar Tabyası
Tunayı tepeden gören 7 burçlu bu kale, 19 yy sonlarında Frigyes Schulek tarafından neo gotik tarzda tasarlanmış. 2. Dünya Savaşı sırasında  zarar görünce onarımı Schulek'in mimar olan oğlu tarafından yapılmış.
Balıkçılar Tabyası
Buraya, sadece görmek için değil, burçlarda bir süre oturup müthiş Tuna ve Peşte manzarasını sindire sindire izlemek için gelin. Burçlardan Peşte'ye doğru çok güzel karaler alacağınızın garantisini verebilirim.


Tabyanın hemen ardındaki küçük meydanda Macarlar'ın ilk hristiyan kralı St.Stephen I'in güzel bir heykeli var.

St. Mattihas Kilisesi. 
Bu kilise de tabyanın hemen ardında yer alıyor. İlk yapılış tarihi 1015. Ama daha sonra bir çok değişiklikler yapılmış.

St.Matthias Kilisesi



Aziz olarak anılan Kral Matthias kiliseye çan kuleleri ekleyince, adı St. Matthias olarak anılmaya başlanış.


Gotik barok karışımı bir mimari yapısı olan kilise, Türklerin Budapeşte'yi almasından sonra, içindeki ikonlar kaldırılmış. Fresklere ise zarar verilmeden üzeri alçı ile kapatılarak camiye dönüştürülmüş.

Kiliseyi içinden de görmek isterseniz 3 € ödemeniz gerekiyor

Gül baba Türbesi


Gül Baba'nın Sandukası
Gül Baba(asıl adı Cafer), Macaristan'ı Osmanlı Topraklarına katan Kanuni tarafından tekke kurması için Buda'ya(Budin) davet edilen bir Bektaşi Dervişidir. Çevresinde hem hıristiyanlar hem de müslümanlarca sevilip sayılan Gül Baba 1541 yılında ölünce, mezarının üstüne 1548 yılında bu türbe yapılmış. Osmanlılar Macar Topraklarından çekilince burası bir şapel olarak kullanılmış.
Gül Baba Türbesi
Sultan Abdülaziz'in girişimi ile 1885 yılında şapel, yeniden türbeye dönüştürülmüş. Benim ilk ziyaretimde bakımsız olan türbe, şimdi aslına uygun olarak yeniden onarılmış. Budapeşte'deki ender Türk eserlerinden biri olan sekizgen biçimli türbeyi muhakkak ziyaret edin. Türbe bir tepenin üstünde; adı da Gül Baba Tepesi(Rozsadomb).Türbenin girişinde ise Gül Baba'nın bir heykeli var. Türbeye giriş ücreti 1.5 €

Bu arada hazır Buda'da iken Türklerden kalan ve bu gün hala hizmet veren tipik Türk Tipi kubbeli ''Horoz Kapısı Hamamını(Kirlay)'' ve ''Veli Bey Hamamını(Csaszarfürda)'' da görün. Bu hamamlarda kaplıca suyu kullanılıyor.
Kraliyet Sarayı
Peşte'den ya da Tuna üzerindeki bir tekneden baktığınızda Buda sırtlarında muhteşem bir yapı göreceksiniz. Bu yapı, 1255 yılında yapılan ama   1686 yılındaki büyük onarımdan sonra günümüze kadar görünüşünü değiştirmeyen Kraliyet Sarayıdır. 1957 yılında müzeye dönüştürülen Saray, bu gün National Gallery ve Macar Tarih Müzesine ev sahipliği yapmaktadır.
Kraliyet Sarayı-Peşte'den gece görünüşü
Müzede 19. ve  20.yüzyılda yaşamış Macar sanatçılarının eserleri sergileniyor.  Pazartesi hariç hergün 10.00 ile 17.30 arası hizmet verenulusal galeriye girişin hediyesi ise yaklaşık 3.5 eurodur. Tarih Müzesine giriş ücreti biraz daha pahalıca; hediyesi

4.5 euro.
1992 yılındaki bir seyahatimde galerinin kapanmasına az bir süre kala kapıya dayanmıştım. Kapıdaki görevli galerinin kapanmak üzere olduğunu söyledi; giremezmişiz!
İnanması zor ama Türk olduğumu söyleyince ; gülümsedi ve bizi içeri aldı. Galerinin hemen girişindeki duvarda büyük bir tablo vardı. Ziyaretçilere adeta hoş geldin diyen tablo Mohaç Savaşını betimliyordu.
Gellert Hill(Citadel)
Budapeşte'nin Buda yakasında görülmesi gereken yerlerden biri de Gellert Tepesi'dir(Citadel). Gerçekte Tuna'dan 140 metre yükseklikte olmasına karşın, aşağıdan bir kartal yuvası gibi görünür. Tepedeki en önemli yapıt Liberty Statue'dır(Özgürlük Anıtı). Bu anıt 2. Dünya Savaşında ölenlerin anısına yapılmış.
Gellert Tepesi- Özgürlük Anıtı
Anıtta Kızıl Ordu Askerlerini betimleyen heykeller Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra kaldırılmış. Genç Bir Kızın elinde hurma ağacı yaprağı tutması bana ilginç geldi. Tepede görülmesi gereken bir başka eser ise ; Elizabeth Köprüsüne tepeden bakan piskopos Gellert'in heykelidir. Piskopos, o zaman pagan olan Macarları hıritiyan yapmak için buraya gelmiş ama paganlar onu bir varile koyup tepeden Tuna Nehrine yuvarlamışlar. Macarlar Hıristiyan olduktan sonra yaptıklarına pişman olmuş olacaklar ki; adamı kutsayıp buraya heykelini kondurmuşlar. Aynı tepede Habsburlar tarafından yapılmış, hala ayakta kalan bir de kale(citadel) var(1854).

Tepeye bir noktasına kadar araba ile çıkabiliyorsunuz. Kalan bir kaç yüz metreyi yürümeniz gerekli. Endişe etmeyin:Tepeye tırmanırken durup soluklanır ve çok güzel fotograflar çekebilirsiniz.
Burası UNESCO'nun Dünya Mirası Listesindedir.
Gellert Tepesine giriş 4 € civarında.
Aziz Matthias-Gellert Tepesi








Peşte
Şimdi sıra Peşte'yi dolaşmaya geldi.
Yukarıda da yazdığım gibi Peşte Tuna'nın doğu yakasında yer alıyor. Burada il görmeniz gereken yer hiç kuşkusuz Heroes Square'dir.
Heroes Square

Yaklaşık 2.5 km uzunluğundaki, Budapeşte'nin bir anlamda alış veriş merkezi sayılan Andrassy Caddesi'nin Dözsa Gyorgy Caddesi ile buluştuğu köşede bulunan Kahramanlar Meydanı, çevresinde bulunan müzeler, hemen arkasında yer alan kent parkı, parkın içindeki kiliseler, Szcehenyi SPA merkezi ile adeta bir açık hava müzesi gibi . Meydanda bir çok heykel var.
Arpad ve 6 Boyun Önderleri -Heroes Square
Osmanlılara karşı Şavaşan Hünyad-ı Yanoş'un heykelinden (Jan Hünyad) tutun da Macarların Orta Asya'dan göç eden 7 boyunu betimleyen heykellere kadar... Bu heykel galerisi içinde beni en çok etkileyen heykelse Kral Arpad'ın tunçtan dökülmüş at üstündeki heykeliydi. Yurt dışı gezilerimde bu tür heykelleri gördüğümde içim sızlar, kıskançlık demiyeyim ama bunları yapana- yaptıranlara gıpta ederim. Yeri geldiğinde ''bizden daha büyük ulus yoktur'' deriz ama tarihimizdeki büyükleri bir sembolle de olsa ölümsüzleştirmeyiz. Neyse geçelim... 

Arpad ve öteki 6 boyun heykelinin bulunduğu kaidenin üstünde  Macaristan Krallığının Altın Tacını elinde tutan bir de Cebrail (Cibril) heykeli bulunuyor. Tacın aslı National Museum'daymış.
Cebrail ve altın taç-Heroes Square

Bu meydana bundan tam 22 yıl önce, Ağustos 1992'de  Papa ll.Jeann Paul gelmişti. Meydanda mahşeri bir kalabalık vardı ve ben eşimle birlikte oradaydım.
Bu alanda beni en çok etkileyen anıt ise; komünist düzene karşı çıktıkları ve özgür Macaristan için savaştıkları için 1956 yılında Ruslarca öldürülen 17 bin Macar gencinin anısına yaptırılmış olan mütevazı anıttı. Tüm özgürlük savaşçılarına buradan selam olsun, ışıklar içinde yatsınlar.
Meydan'ın Batısında güzel sanatlar ve altın müzesi(Art and Gold Museum) hemen arakasında ise;Kent Parkı(Varosliged) var. Park 1896 yılında eski bir bataklığın üzerine kurulmuş. Parkta küçük bir de göl var. Bu gölün kaynağı kaplıca suyu olduğundan dolayı kışın en kış olduğu günlerde bile donmazmış. Gölün üzerindeki küçük bir köprüden kent parkına geçiyorsunuz. Parkın içinde bir SPA merkezi(Szcenyi), küçük bir kale(Vajda Hunyad) ve kalenin karşısında bir aqua park var. Ayrıca parkta kışın hizmet veren buz pateni pisti de bulunuyor. Parkın kuzeyinde ise Budapeşte  Hayvanat Bahçesinin sınırları başlıyor.
City Park



Szecenyi SPA
Parlemento Tuna'nın hemen kıyısında yer alıyor. Gotik biçemli bu görkemli binanın Mimarı İmre ( Emre)Steindl. Parlemento binasının temeli 1885 yılında atılmış. Yapımı 9 yıl sürmüş ve 1904 yılında hizmete girmiş. Kara Avrupası'nda büyüklük olarak Çavuşesku'nun Başkanlık Sarayı olarak yaptırdığı ama oturmasının kısmet olmadığı Romanya Parlemento Binasından sonra ikinci sırada bulunan bu simetrik yapılı binanın 691 odası var.
Balıkçılar Tabyasından Parlemento Binası
Parlemento binasınını kulelerinin yüksekliği 96 mt. Parlementoya saygıdan olsa gerek Macaristan'da 96 metreden daha yüksek bina yapmak yasakmış. Bizim kensel dönüşümcü yükleniciler bu yasak nedeniyle burada aç kalırlar sanırım.

Bina, gündüz bir başka gece bir başka güzel. Vakit geceyse ve siz Peşte'deyseniz ışıklandırılmış Parlemento binasının büyülü görünüşünden etkilenmemeniz olanaksız. Ben bu binayı ancak Londra'daki Westminsterle kıyaslayabilirim.
Parlemento binasını gezmek için rehber kullanabilirsiniz. Kendiniz gezmek isterseniz hediyesi yaklaşık 10 €.
Parlemento binasının hemen karşısında ise Etnografya Müzesi yer alıyor. Müze 1872 yılında kurulmuş. İçinde Macar halkının günlük yaşamnıda kullandığı ev ve mutfak eşyaları, giysiler, tarım araç ve gereçleri; kısaca Macarlara ait ne varsa sergileniyor. Müzeye girmek için 4 euro ödemeniz gerekiyor.                         St. Stephan Bazilikası
Zincir Köprü- Gece

(Aziz İstvan Kilisesi)
Kilise Peşte'de görülmesi gereken yerlerden biri. Yapımı yarım yüzyıldan biraz fazla süren Kilise 1905 yılında ibadete açılmış ve ilk Macar Kralı olan St. Stephan'a(Aziz İstvan) adanmış. Neo klasık mimari özelliği taşıyan kilisenin çan kuleleri de Parlemento Binasındaki gibi 96 metre. Kilise ibadete açık. Ama aynı zamanda burada konserler de düzenleniyor. Yerli ve yabancı sanatçılar, her hafta perşembe günleri akşamı burada konser veriyorlarmış. Ben ziyaretlerimden birinde gündüz bir konsere rastlamıştım.
Kiliseye giriş ücretli; 5 euro civarında. Paraya kıyıp ziyaret edin derim.
St.Stephan

Peşte'deki ilginç yapılardan biri de Yahudi Mahallesindeki(getto) Büyük Sinagog'dur( Dohany Sinagog). Bu sinagog Avrupa'nın en büyük, dünyanınsa 7. büyük sinagoguymuş. Mimarı Ludwig Forster olan sinagogun yapımı  5 yıl sürmüş ve  1859 yılında ibadete açılmış. Ortadoğu'dan esintiler taşıyan, Roman, Gotik karışımı değişik bir mimari biçemi var. Sinagog bir külliye gibi. Çevresinde Yahudi Kahramanları tapınağı, mezarlık, soykırım anıtı ve bir müze var. 1939 yılında Naziler tarafından bombalanan sinagog, komünizm döneminde uzun süre ahır olarak kullanılmış, ancak 1996 yılında onarılarak yeniden ibadete açılmış. Savaş hakkındaki düşüncelerinizi gözden geçirmenize olanak verecek olan bu külliye sizi bir süreliğine de olsa  Budapeşte havasından alıp götürecek. Değişik bir ortam, ziyaret edin.Giriş ücreti 7.5 euro.
Great Market Hall(Nagycsarnok)
Özgürlük Köprüsünün Peşte çıkışındaki Fovam Meydan'ın hemen kıyısında bulunan bu market, Budapeşte gezi izlencenizde kesinlikle yer almalı.
Great Market

Great Market Hall 1896 yılında hizmete girmiş. Giriş katında sebze meyve dükkanları, geyik eti dahil hemen her tür et satan kasaplar, baharatçılar, şekerlemeciler, ünlü Tokayi şarapları satıcıları, hediyelik eşya dükkanları... Sözün özü her şey var; derde devadan gayri. Üst katlarda ise geleneksel Macar yemekleri sunan restoranların da varlığından söz etmeliyim. Buraya Budapeşte'nin ünlü caaddesi Vaci Utca'dan yürüyerek de ulaşabilirsiniz. Market Pazar günleri kapalı, diğer günler  sabah saat altıda açılıyor.
Şeker Dürüm
Budapeşte'de Budayı Peşte'ye bağlayan tam 9 tane köprü var. Bunlardan en ünlü olanı hiç kuşkusuz Chain Bridge'dir(Zincir Köprü).
Zincir Köprü'nün Peşte Tarafı-Dostlarla
Köprüyü bir baştan bir başa yürüyerek geçmenizi öneririm. Köprü üzerinden her iki yakanın fotograflarını çeker hem de altınızdan nazlı nazlı akan Tunan'ın Kara Ormanlardan başlayan yolculuğunun Budapeşte bölümüne daha yakından tanık olursunuz. Elizabeth, Özgürlük ve Margaret Köprüleri ise Tuna üstündeki 9 köprüden birkaçı. Margaret Adasının hemen yanı başından geçen Margaret(Margit) Köprüsü ise 2.Dünya Savaşında tümüyle yıkılıp savaş sonrası yeniden yapılmış.

National Museum(Ulusal Müze)
Günümüz Macaristanı ile tarihteki Macaristan'ı tanımanıza yardımcı olacak olan bu müzenin kuruluşu 1802 yılına kadar gidiyor. Müzede Macaristan'da eyleşmiş olan halkların tarihi anlatan  bölümlerin yanı sıra, tören kıyafetlerinin geleneksel giysilerin ve çeşitli müzik aletlerinin sergilendiği bölümler var. Pazartesi günleri kapalı. Giriş 4 euro.

Hazır Budapeşte'ye gelmişken başka nerelere gidilir 

Budapeşte'ye gelmişken iyi bir planlamayla, ziyaretinizi bir gün içine sığdırabileceğiniz bir kaç turistik yerden de söz etmek isterim.
Estergon(Estergom)
Bizlerin Estergon, Macarların ise Estergom diye adlandırdığı kent Budapeşte'nin yaklaşık 50 km. kuzey-batısında, Macaristan Slovakya sınırını oluşturan Tuna'ın  sağ kıyısına kurulmuş tarihi eskilere dayanan bir kent. Estergon'un Kral İsvan zamanında Macarların ilk başkenti olduğu söyleniyor. Bizim tarihimiz açısından da önemli bir yeri olan ve türkülerimize konu olan Estergon kalesinin yapımı 13. yüzyıla kadar ulaşıyor. Yaklaşık 150 yıl Osmanlı egemenliğinde kalan Estergon'da  büyük bir Katedral  var. Katedral, rehberimizin söylediğine göre Macaristan'daki en büyük kiliseymiş ve aynı anda 8500 kişi ibadet edebiliyormuş... Bu günkü katedralin yerindeki kilise, savaşlarda yıkılınca bu katedral yapılmış. Katedraldeki şapellerden birinde yüksek kabartmalı heykellerin kırılmış olduğunu görünce nedenini; bir Türk ile evli Macar rehberime sordum.
Estergon Katedrali

-''Sizin atalarınız bu şapeli camiye dönüştürmüşler, camide insan sureti görmemek için bu güzelim heykelleri kırmışlar ''dedi, kızgınlığını gizlemeden. 
Katedralin içi müze gibi. İçindeki org ''dünyanın en büyük orguymuş''. Ayrıca katedralde azizlerin cam muhafaza içinde mezarları yer alıyor. Bodrum katındaki mezarlıkların ise ilginç bir öyküsü var. Zamanın papazları katedrale gömülenlerin kutsanıp doğrudan cennete gideceğine dair bir öykü uydurmuşlar. Parası olan buraya gömülmüş. Bodrumda yer kalmayınca papazlar gömüldükten yıllar sonra ziyaretçisi kalmayan mezarları boşaltıp yeniden satmışlar.Uyanık papazlar bu yolla köşeyi dönmüş olmalılar.
Kalede bir de savaş müzesi var. Orada sergilenen silahlar arasında Osmanlılar'dan kalanları da görebilirsiniz. 
Tuna nehri Estergon ile Slovakya arasında doğal bir sınır. Buradan karşının görünüşü çok güzel.
Estergon'dan Tuna ve Ötesinde Slovakya

Katedral'e girmek ücretsiz ama Hazine odası için gezmek isterseniz yaklaşık 2 euro ödemeniz gerekli. Kaleye giriş ise 3 euro. Katedral bir tepede asansörle çıkmak isterseniz 30 euro cent kadar Forint ödemeniz gerekiyor. 
Estergon'a Arpad Hid  Otobüs Terminalinden kalkan belediye otobüsleri ve Kaleti Gar'ından kalkan trenle ile karadan, tur yapan teknelerle Tuna'dan ulaşabilirsiniz. Belediye otobüsü ile yol  bir saatten fazla sürüyor. Otobüs bileti yaklaşık 3 tren bileti ise 4 euro. Tekne turu ise yukarıda açıkladığım gibi biraz daha pahalı ve 5-6 saat sürüyor; tercih sizin.
Otobüsle de gitseniz trenle ya da tekneyle; kaleye çıkmak için hediyesi 1 euro olan minübüslere binmeniz gerekiyor. Benden söylemesi...
Visegard  Budapeşte Estergon yolunun 44. kilometresinde olan turistik bir küçük kent. Burayı ilk kez Şeker Bayramı tatilinde katıldığım Orta Avrupa Turu'nda gördüm. Kent, Tuna kıyısında; sırtını geyik ve av hayvanları ile dolu bir ormanla kaplı bir tepeye yaslamış. Dağın tepesinde ise görkemli bir kale var. Daha önce Avrupalı Krallar burada toplandığı için kralların kenti olarak da anılıyor.
Visegrad
Rehberimiz buradan alış veriş yapabileceğimizi söyledi. Türkler'in işlettiği iki  mağaza varmış ve alış veriş yapan Türklere belli bir miktarda indirim yapıyormuş. Ben eşim ve ben ''şerbetli olduğumuz'' için alış veriş yapmadık ama alış veriş yapan arkadaşlara ,

-''İndirimden ne haber?'' diye sorduğumuzda; aldığımız yanıt pek iç açıcı değildi doğrusu.
Ne demişler'' Türk Türkle gurbette aşk yapar''.
Ama haklarını yemeyelim müşterilere sundukları demli çay nefisti; memleket kokusu getiren bir esinti gibiydi.
Hazır Estergon'a gelmişken burayı da ziyaret edin, ilginç bir yer.
Visegard'a otobüsle yaklaşık 2 euro ödeyerek ulaşabilirsiniz.
Szentendre Aynı Visegard gibi  Budapeşte Estergom yolu üstünde ve Budapeşte'ye 22 km. mesafede.  
Bu kentin kuruluşuna bir anlamda Osmanlılar yol açmış. Osmanlılar Macaristan'ı egemenlikleri altına alınca, Osmanlılardan kaçan Ortodoks Sırplar buraya gelip yerleşmişler. Kentin Budapeşte'ye yakın olması bir çok sanatçının buraya yerleşmesine ve burada atölyeler kurmasına neden olmuş. Gerçekten de Szentendre'de birçok sanat atölyesi görmek mümkün. Özellikle seramik atölyeleri hemen her köşede var. Ayrıca resim galerileri, antika ve  hediyelik eşya dükkanları burayı aynı zamanda turistik bir merkez haline getirmiş.
Szentendre

Buradan başta seramik olmak üzere Macaristan'a özgü el sanatları (işlemeli dokumalar, iğne oyaları, tahta mutfak gereçleri vb. ) satın alabilirsiniz. Alış veriş yapanlar en çok el yapımı masa örtülerine rağbet etmişler. Dönüş yolumuzda en çok söz konusu olan alış veriş buydu çünkü
Szentendre'ye Buda'daki Batthyany Square'den kalkan otobüslerle gelebilirsiniz. Hediyesi yaklaşık 2 euro.
Alış veriş
.Budapeşte'de alış veriş mekanları genelde Peşte'de toplanmış. Alış veriş yapacağınız en önemli iki cadde var. Biri St.Stephan Bazilikası'nın ardından başlayıp Heroes Meydanına kadar uzanan 1870 yılında açılan ve  yaklaşık 2.5 km. uzunluğundaki Andrassy Utca(Cadde).
Andrassy Utca
Bu caddede aradığınız her şeyi bulabilirsiniz. Alış veriş yapmasanız bile bu caddeyi boydan boya yürümenizi öneririm.Her iki yanı dekoratif ağaçlarla süslü bu cadde ''kalem'' gibi düm düz. T.C. Macaristan Büyükelçiliği'nin, Yunus Emre Kültür Merkezinin bu cadde üzerinde olduğunu söylemeliyim. Eğer ilgileniyorsanız, Terör Müzesi ve Devlet Opera Binası da bu caddede.

.Vasi Utca
Peşte'de bulunan ve trafiğe kapalı olan Vasi Utca, sağlı sollu mağazaları, hediyelik eşya dükkanları, restoranları , cafeleri ve gece kulüpleri ile alış verişin ve eğlencenin kalbinin attığı Budapeşte'nin en ünlü caddesidir. Burada ünlü markaları, Macar Kadınlarının göz nuru dökerek işledikleri geleneksel nakışları, bu nakışların uygulandığı kadın elbiselerini, dokumalarını, masa örtülerini ve seramiklerini bulabilirsiniz. Fiyatlar mı ? Biraz turistik. Pazarlık gücünüzü artırmak için nakit kullanmanız yararınızadır.
Vasi Utca

Vasi Utca ayrıca Duna Plaza adlı bir alış veriş merkezi de var. Buradan Ünlü Macar Şarabı olan Tokayi alabilirsiniz. Tokayiler 1'den 7'ye kadar numaralanmış. Rehberimiz 3 ve 6 numaraları önerdi. Size de öneririm.
.Buda'da Gellert Tepesi ile Tuna arasında kalan kesimde Mammut adlı bir AVM de alış veriş yapanların gözde mekanlarından. 
Ayrıca Terez Körüt(Cadde) üzerinde bulunan (Vasi Utca'ya yakın) ve 1999 yılında açılan West End AVM'de alış veriş için önemli olanaklar sunmakta.

Bit Pazarı(Esceri Bolhapiac)
Eski ve antika şeylere merakınız varsa Hofherr Albert Caddesindeki sokak pazarına ve antika eşyalar bulabileceğiniz İstvan Utca'ya gitmenizi öneririm. Alış veriş yapmasanızda bir görün derim.
Nelere dikkat etmeli
.Eğer Budapeşte'ye bir turla gelmediyseniz ilk yapacağınız iş Budapeşte Kent Kartı satınalmalısınız. 3 günlük kart 15 euro. Bu kartla metro ,otobüs ve tramvaylara 72 saat boyunca ücretsiz binersiniz. Ayrıca devlete ait müzelerin giriş ücretinden %10 ile %20 arasında indirim alabilirsiniz.
.Kente havaalanından otobüsle gelin. Bilet 1 euro. Yok ben otelime kadar taksiyle gideceğim derseniz; 20 euroyu gözden çıkarmanız gerekli
.Kenti Bisikletle dolaşmak isterseniz ki öneririm; günlüğü 15 euroya bisiklet kiralayabilirsiniz. Bisikleti sadece Peşte'de kullanın. Buda tarafı dağlık; güçlük çekersiniz.
.Budapeşte'de 4 hatlı bir metro sistemi var. Biletleri Metro istasyonundan yada gazete bayilerinden alabilirsiniz. Son metro treni 23.20'de kalkıyor.
.Budapeşte'ye ilk geldiğimde tekne ile Tuna'da tura çıkmıştık. Bize dağıtılan kulaklıklarda Korece dahil  22 dilde açıklama yapılıyordu ama Türkçe yoktu. Kaptana,
-''Neden Türkçe açıklama yok ''dediğimde, kaptan anlamlı anlamlı gülmüş ve
-''Türkler ne zaman buraya eğlenmeye değil de bir şeyler görmeye  gelirlerse, o zaman Türkçe yayın yaparız ''dedi. Eğlenmekten ne kastettiğini anlamışsınızdır umarım. Ama Şimdi tüm turlarda Türkçe rehberlik hizmeti veriliyor. Ne dersiniz ? Artık bir şeyleri görmek için mi gezmeye başladık?
.Macarca'da (bir bölümü Arapça'dan ve Farsça'dan dilimize yerleşmiş) 2000 bin civarında Türkçe sözcük var. En çok kullanılan adlar ise yine bizden geçmiş; İmre(Emre), Attila gibi.
Ne yenir ne içilir
.Macaristan denince akla ilk gelen şey, havuç, patates, dana eti, biber, ve sostan oluşan kıvamlı bir çorba olan Gulaşdır. Huyumuzdan mı suyumuzdan mı bilinmez bir şeye Türkçe isim yakıştırmayı pek severiz.
Yeömekte Çigan Müziği
Söz gelimi Berlin'in adının orayı ilk kez gören yeniçerinin ''Bre len, bre len!'' deyişinden geldiğine inanırız. Gulaşada  yeniçerilerin kul aşı dediğini ve Macarların Gulaş adını oradan aldıklarına çoğu okumuş yazmış olanlarımız bile'' yemin kasem'' ederler. Oysa gulaş, Macarca'da sığır çobanı demekmiş. Kullukla efendilikle bir ilgisi yok yani. Gulaş metal çorba tabaklarında servis ediliyor ve bunlara ''bokraç'' diyorlar. Bizim bakraçla bir ses benzeşmesi var ama aynı şey mi emin değilim. Her neyse bu kadar etnografik bilgi yeter. Ben Budapeşte'de bir kaç kez gulaş yedim ama gulaşı  en iyi ,Köln- Neumarkt Meydanında Macaristan göçmeni bir Alman'ın yaptığını rahatlıkla söyleyebilirim. Ama hazır Budapeşte'ye gitmişken yiyin.
Szentendre'de Öğle Yemeğl

.Bizim yaprak ve lahana sarma ve biber dolma da Macarların geleneksel yemekleri arasında yer alıyor. Eh ne de olsa 150 yıl birlikte yaşamışız.
.Bu arada 25 yıl önce esamesi bile okunmayan dönerin yaygın olduğunu söylemeliyim. Bir çok yerde olduğu gibi burada da döner işi Türkler'de. Memleket hasreti bağrınıza çöktüyse bir dürüm yiyin.
. Ne içeceğinize gelince; en önemli şaraplarının adı Tokayi, birkaç cinsi var. Yukarıda da yazdığım gibi rehberimiz 3 ve 6 numaralı olanlarını önerdi. Bir de evlerde yapılan ve alkol derecesi 70-80 arasında değişen boğma rakıları var. İçerken dikkat!  Uyarmadı demeyin.
Bu arada bir kaç bira markası da vererek yeme içme faslına son vereyim. Sarges, Szalan,
Karpachi ve Duvel...
Eğlence
Budapeştede eğlencenin her türlüsü var. ''Table dance'' yapılan gece kulüpleri  ve gençler için diskolar var. Ayrıca hem geleneksel Macar danslarını izleyip hem de Macar yemeklerini yiyeceğiniz restoranlar da mevcut. Macar kızlarının da güzel olduklarını anımsatırım.
Vasi Utca'da bir gece kulübü


THY'nin Budapeşte'ye hergün karşılıklı bir kaç seferi var.


TÜRKİYE BUDAPEŞTE BÜYÜKELÇİLİĞİ
Embassy of the Republic of Turkey in Budapest

Adres: ANDRASSY UT. 123 1062 BUDAPEST/HUNGARY
Telefon: 00 36-1 344 50 25 (5 hat)
Faks: 00 36-1 344 51 43 (Dahili 119 mesai saatleri içinde)
budapest@turkishembassy.hu




Tiyatro
Yunus Emre Kültür Merkezi -Andrassy
St.StefanI

Budapeşte'de Artık Türkçe Rehberlik de var
Gül Baba



Visegrad Şakir'in yeri
Estergon Katedrali

Estergon Katedrali

Budapeşte'de Bir Ara Sokak

Büyük Sinagog